25 Mart 2013 Pazartesi

Kalp yetmezliği-İleti



Kalp  Yetmezliği 2

.......
12:02 PM (4 hours ago)
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
to me
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
Çok teşekkür ederim Hocam;
Cevabınızı açıkcası bu kadar çabuk beklemiyordum. Eşim yaklaşık 2 yıldır kardiyolog kontrolünde. Geçen yıl ocak ayı gibi kalp pili takıldı. O dönem  yetmezlik problemi 1.aşamadaydı. Bu yıl şubat ayı gibi bacaklarında şişlikler oluşmaya başladı. Kendisi kandan bazı tahliller yaptı ve yine kardiyolog arkadaşları ile görüştüğünde yetmezliğinin arttığı ortaya çıktı. Bu sürecin en acı kısmı olacakları ya da yaşaması ihtimali olan süreci kendisi daha iyi biliyor bir hekim olduğu için. Ona destek olmaya çalışıyorum fakat çok başarılı olduğum söylenemez,üzülmemek elde değil. Nisan ayının ilk haftası anjio yapılması kararlaştırıldı ve tüm sonuçları ile EGE ünv. başvuracak. Orada uygun görülürse sanırım nakil listesine alınacak. Nakil de başlı başına bir muamma. Uygun donerin bulunması sonrasında ki sancılı süreç ,nakli vücudun kabul etmesi. Düşündükçe bu sureç daha da korkutuyor beni. Tek temennim eğer nakil olacaksa sizinkisi gibi başarılı bir süreç olması. Va Rabbim kızının hatrına eşime uzun ömür versin...
Tekrar teşekkür ederim... 
26 Mart 2013 02:21 tarihinde Mutualite <ayhan.cikin@gmail.com> yazdı:

..... Hanım,
Üzülme diyemem. Çünkü üzüleceksin. İnsanlık hali bu. Yazılarımı okuduysan bu süreçleri yaşamak pek kolay değil. Ancak "önlemlerini alacaksın, gerisi için biraz kaderci olacaksın : Bilime + Yüce Tanrıya" sığınacaksınız. Ben 1998 yılı sonunda, bir daha dönmemek üzere, yola çıktığımı düşünerek hareket ettim. Bilimin katkısı+ Yüce'nin yardımı ile hala yaşıyorum. Umarım sizin de öyle olur. İzmir'e gelirseniz, haberim olsun. Tel. 0533.376 99 75
Sevgili eşinizi candan selamlarımı söylüyorum. Korkmasın, yaşama mücadelesini sürdürsün. 
Gözlerinizden öpüyorum
T. Ayhan ÇIKIN
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif


Kalp yetmezliği-1
25.03.2013
...........
8:07 PM (6 hours ago)
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
to me
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
Merhabalar Hocam;
Nette umutsuz bir şekilde araştırma yaparken sizin verdiğiniz röportajı gördüm. Ben 28 yaşında 9 aylık kızı olan bir yazılımcıyım. Eşim 29 yaşında acil tıp asistanı. Sizi rahatsız etme sebebime gelince,eşim de kalp yetmezliği var. Şu an 2.evrede fakat trans konuşuluyor. Ve ben hiç bir şey yapamıyorum. Kızım çok küçük ona baktıkça kahroluyorum. Sizin nakliniz nerede yapıldı ve sonrasında neler yaşadınız merak ediyorum.Bizi Ege üniv yönlendiriyorlar,bu arada eşimde ........... de asistan ama orada çok iyi durumda deilmiş trans işlemleri.
Biraz kendi yaşadıklarınızdan ve nakil işleminizi yapan hekim ve hastaneden bahsederseniz çok sevinirim.

Saygılar...


Mutualite <ayhan.cikin@gmail.com>
2:21 AM (0 minutes ago)
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
to .....

Merhaba Esra Hanım,
Öncelikle büyük geçmiş olsun. 
Sevgili eşinize sağlık ve afiyetler dilerim.
Yaşam, olumlu ve olumsuz yönleriyle bir süreç.
O nedenle, bir kardiyalog kontrolunda önlemlerinizi alın, fazla telaş etmeyin...
Yaşantımla ilgili bir kaç yazının web adreslerini aşağıda veriyorum.
Öncelikle aşırı yorgunluk ve streslerden kaçınmalısınız. 
Eğer uygun bir kalp bulunup nakil gerçekleşirse, uzunca bir dönem yeme ve içmesini çok dikkat etmesi gerekir. Örneğin ben 1 sene suyu kaynatıp soğutarak içtim. Uzun süre taze meyve sebze yemedim... Yine 1 seneye yakın burnumda maske ile dolaştım. 2 sene eve misafir almadık, kendimizde misafirliğe gitmedik. Periyodik hastane kontrollarımı ihmal etmedim, hala da etmiyorum. Her üç ayda bir kandaki ilaç değerlerimi, eko ve belirli sürelerle anjiyolarımı gerçekleştiriyorum. Bununla birlikte hayatımı normal bir insan düşüncesiyle sürdürmeye çalışıyorum. 
Doktor önermeyeceğim ama, kendi doktorlarımın adını vereceğim (Allah onlardan razı olsun ):

KARDİALOGLAR : Prof Dr. Mustafa AKIN,Prof. Dr. Mehdi Zoghi,  Prof. Dr. Sanem Nalbantgil, Doç. Dr. Oğuz Yavuzgil
OPERATÖRLER : Prof. Dr. Mustafa Özbaran, Prof. Dr. Tahir Yağdı, Doç. Dr. Çağatay Engin


AYHAN ÇIKIN- KALP NAKLİ YAZILARI


KENDİNİ GÖZLEMEK

KENDİSİ ŞAİR HAYATI ROMAN
10 yıldır başkasının kalbiyle yaşıyor
 “KALBİMDEN KUŞLAR UÇURUYORUM” (*)
http://dosya.hurriyetim.com.tr/AnlatsamRomanOlur/story.asp?rID=194

24 Ocak 2013 Perşembe

KENDİNİ GÖZLEMEK



Bilim insanının en önemli işi, doğadaki ve toplumdaki olguları gözleyerek elde ettiği bilgileri belirli bir sonuca ulaştırabilecek şekilde analiz etmesidir. Ben sağlık bilimci değilim. Ancak yaşadığım önemli bir sağlık sorunu hakkındaki gözlemlerimi, analiz etmeden , ilgili olan insanlarla paylaşmak istiyorum. Umarım benzer sorunlarla karşılaşan insanlara bir  katkısı olur.

*
İzmir, 9 Ocak 2004
Ege Üniversitesi Hastanesi’ndeyim.
Bu gün kitap okumuşum.
 Kitabın adını yazmamışım.
Alıntılara bakılırsa, bu kitap ya Nusret Hızır’ın “Bunalım Kültüründen Yaşam Kültürüne” ya da ABD’li kalp nakli olan “Claire Sylvia’nın “Kalp Değişimi- Yeni Bir Kalp, Yeni Bir Yaşam” olabilir.
Kitapla birlikte aklıma takılan bazı gözlem ve düşüncelerimi not etmişim. TAÇ, Nisan 2007).

*
Ödünç kalpte yaşar mı eski sevdalar?” diye sormuşum kendime.
Ayrıca aşağıdaki notları düşmüşüm not defterime :
-          Dünyaya yeniden katılma çabası;
-          Ölümü hayatın doğal bir parçası olarak kabullenmek;
-          Ölüme nesnel bakabilmek;
-          Affedici olmak;
-          İnsanın kendisiyle daha derin ilişkiler kurabilmesi;
-          Sakin davranmak;
-          Dünyanın gerektiği gibi döndüğünü düşünmek;
-          Dünyaya yeniden uyum gösterebilmek (zor bir olgu);
-          Dünyaya geri gelmek, dünyevi sorunlarla kucaklaşmak;
-          Kısa bir dua etmek ; (Teşekkürler Tanrım. Bana verdiğin bugün için sana şükürler olsun);
-          Beyni – ruhu temizlemek;
-          Nekahat dönemini atlatmak;
-          Kalp nakli ameliyatı sonrası hayata uyum  sağlama çabası;
-          Hayatınızı kurtarmak için tek seçeneğe sarılmanın güçlüğü : Organ (Kalp) bulmak;
-          Cesaretli olmak . Cesaret ne ? “Cesur olmak, kendi hayatınız tehlikedeyken, başkasının hayatını kurtarmak için verilen ani karar”;
-          Kalplerini bağışlayanlar gerçekten cesur insanlardır;
-          Tıbbi aletlere bağımlı olmak;
-           Genç bir erkek olmak; kadınları düşünmek; seksi düşünmek;
-          Fiziksel iyileşme;
-          Kan değerlerinin normal değerlere dönüşmesi?
-          İyileşmeden önce ve sonraki yaşantım  hakkında :
a)      Hastaneye yatışım : 16 Mart 2000, Operasyon : 16 Eylül 2000, Hastaneden taburcu oluşum : 21 Kasım 2000.
b)      Kalp naklinden sonraki ilk konferansım : E.Ü.Ziraat Fakültesi; 10 Ocak 2002, Konu: Tarım Eğitiminin Bir Ayağı Eksik;
c)      Türkiye Milli Kooperatifler Birliği  “2002 : Kooperatifçilik  iletişim Ödülü”nü bana vermiş. Bu ödülü almak için ilk uzun yolculuğumu Mayıs 2002’de, eşimle birlikte, Ankara’ya yaptım.
d)     Ödül töreninde bir sürprizle karşılaştım : Cumhur Başkanlığı Genel Sekreteri sayın  Kemal   Nehrozoğlu,     TMKB ödül törenini benim  “Ol Hikayat” şiirimin III. Bölümünü  okuyarak açtı.
e)      Haziran 2002 : Antalya’ya gitmek. İkinci uzun yolculuğum. Antalya;Side’de  Hotel….’de Türkiye Tüketim Kooperatifleri Milli Birliği başkanı sevgili Enver Kılıç’ın davetlisi olarak “Kooperatifçilikte Yeni Gelişmeler” konulu bir konferans verdim. Bu,  ameliyattan sonraki  2. konferansımdır. 385 Tüketim Kooperatifi üyesi eğitim programına katıldı.
f)       Gençlerle beraberlik ??..


-          “Libidom artmış?  Bu ameliyattan sonra, özellikle  genç birinin kalbini almış olan hastaların çoğunun başına gelen bir durum (muş)”;
-          Bu yeni “kendime” yavaş yavaş alışırken, 23  yaşında birinin kalbini taşıyan 58 yaşında bir adam olarak  ortalıkta dolaşmak fikri bana komik gelmeğe başladı;
-           Bana bu kadar yakın ve bu kadar tanıdık bir şeyin böylesine gizemli oluşu garip ve şaşırtıcı bir durum;
-          Bu kalp beni nasıl etkiliyor ?
-          “Yeni ben”  nasıl biriyim?
-          Gençliğimin bilimkurgu romanlarının konusu olan bir yaşamın kahramanı olmak nasıl bir şey ?
*
En temel noktada çok dikkatli olmalı :
a)      Vantrirejectien  ilaçları aldığımdan dolayı sürekli bağışıklık sistemi için  tehdit oluşturabilecek şeylere karşı  tetikte durmak;
b)      Soğuk algınlığına, gribe karşı çok hassasım;
c)      Herhangi bir hayvan ısırması, yaralanma olaylarına karşı kuduz aşısı, tetanoz aşısına karşı hayati tehlikem varmış;
( Not : 2005 mayıs ayında köyde yeğenimin köpeği ısırdı. Hemen Yatağan Hastanesine götürdüler. Oradan Muğla hastanesine sevkettiler. Yatağan’da ben ve doktor , Prof Dr. Mustafa Akın’la konuştuk . Hemen İzmir’e çağırdılar. 1,5 saatte yeğenlerim İzmir’e getirdiler. Doç Dr. Sanem Nalbantgil, E.Ü.Hastanesinde Kalp Damar Cerrahisi  yoğun Bakım Servisinde 12 gün gözetim altında tuttu. Kuduz ve tetanoz aşısı için çok tedirgindiler. Sonuçta her iki aşıyı yaptılar . 60 adette antibiyotik oldum. Uzun süre kendimi toparlamakta güçlük çektim ).

Bağışıklık iyi çalışmadığı için küçük bir soğuk algınlığı hayatımı tehdit edebilecek bir   hastalığa dönüşebilir. 
Bunlara karşı nasıl önlem almalı ?
-          Hasta insanlardan uzak durmak;
-          Ellerimi, vücudumu  sürekli temiz tutmak
-          Mikroplu ortamlardan, hayvanlardan, çocuklardan uzak durmak;

Ameliyattan yaklaşık bir sene sonra üşüttüm.
Dehşete düştüm. Hemen hastaneye gittim, yattım.
Ancak çevremdeki diğer insanlara göre kışları daha iyiyim .
 Sanırım sürekli aldığım ilaçların etkisinden.
Bir de her gün  bir adet incir ve ceviz, 1-2 tatlı kaşığı ballı polen tozu alırım. Bir de yoğurt ve bir çorba kaşığı zeytinyağı içmek, yemek reçetemin önemli bir parçası oluyor

Kalp nakli ameliyatından sonraki sağlık durumuma ait bazı gözlemler :
-          Soluk alış verişim normalleşti;
-          Eskiden çok sık nezle olur, burunlarım tıkanırdı. Artık bunları yaşamıyorum;
-          Ameliyat öncesi  sürekli oksijen yetersizliği yaşardım ; kayboldu;
-          Sol bacak ağrılarım vardı; arttı.

Kalp nakli ameliyatları oldukça yeni.
 Gerçi Türkiye’de ilk kalp nakli ameliyatının 1968’de yapıldığı belirtiliyor.
Ege Üniversitesi’nde ilk kalp nakli ameliyatı 1998’de yapılmış.
Ben 2000 Eylül’ünde kalp nakli olan 11. kişiyim.

        *
   Kalp nakli ameliyatı ile  ilgili aydınlatılacak bazı sorunların olduğu kanısındayım :

-          Hayatım boyunca hep düşük tansiyondan şikayetçiydim. Operasyon sonrası normalleşti. (Not : 2007 yılı başlarında tansiyonumda bazı düzensizlikler yaşadım. Son aylarda tansiyon düzenleyici ilaç kullanmaya başladım).
-          Ameliyattan önce çok terlerdim. Ameliyat sonrası terleme olayı çok nadir.
-          Ameliyat öncesi çok üşürdüm. Şimdi eskisi kadar  üşümüyorum.
-          Ameliyat öncesi yeterli oksijen alamadığımdan boğulacak gibi olurdum. Şimdi rahat oksijen aldığımı hissediyorum.
-          Her eylül geldiğimde yaşantımı gözden geçiriyor, bana kalbini bağışlayan delikanlı için duygularımı şiirleştiriyorum.
-          İlaç kullanımının  getirdiği yenilikler : acayip yemek yeme ihtiyacı duymak; vücudumun kıllanması; kulak ve burnumdaki kıllar çoğaldı; Göğsümde çıkan bir kıl habire uzadı. Önce dokunmadım. Sonra onu kestim. Bir daha çıkmadı.

Organını aldığım kişinin kimliği beni etkiliyor mu?
-          Eski kimliğimde bir değişme var mı ?
-           Eskiden çok öfkeli, çabuk tepki gösteren biriydim. Şimdi daha sakinim.
-           Rüyalarım çok farklılaştı. Daha çok genç kızlarla uğraşıyorum.
-           Ayrıca rüyalarımın mekanı hem bu dünya, hem de öbür dünya. Rüyalarımda yer alan insanlarda öyle.
Bana organını veren kişi nasıl biriydi ?
-          Bugüne kadar araştırmadım;
-          Hiper aktif mi?
-          Sağlığı nasıldı ?
-          Yaşamda ne yapmak istiyordu ?
-          Hayatı nasıl yaşamak istiyordu? Vb…

 Tüm bu soruların yanıtlarını yaman  merak ediyorum.
 Ama araştırmaya girişemiyorum.

Ocak, 2004.İzmir.
T.Ayhan ÇIKIN

KANATSIZ MELEKLER


Çarşamba, 11 Mayıs 2011
Dünyada çağdaş hemşireliğin kurucusu olan Florence Nightingale (1820- 1910  ) (Florans Naytingel)’in doğum günü 12 Mayıs,  Dünya Hemşirelik Günü, olarak kutlanmaktadır.
Hemşirelik çok özel bir meslek dalıdır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 2000 yılının tümünü onlarla geçirdim.  Diyebilirim ki kamu hizmet alanında çalışan en fedakar, aldığı maaşı en üst düzeyde hak eden, aldığı  karşılığın  çok ötesinde hizmet sunan ender  meslek grubudur hemşirelik. Daha hastanenin kapısından girdiğinizde sizinle ilk temasa geçen onlardır. Eğer operasyonluk bir durumunuz varsa sizi ameliyata hazırlayan, size moral veren onlardır. Gerek ameliyathane de, gerekse yoğun bakım birimlerinde ölümle yaşam arasındaki çizgide sizi yaşama bağlamaya uğraş veren ekibin en önemli üyelerinden birisidir hemşire. Hastanede yaşama tutunurken ya da yaşamdan ayrılırken sizinle birlikte sevinen/üzülen kişidir hemşire.
2000 yılının hangi ayıdır anımsamıyorum. Ölümün siyah örtüsünün sıcak bir dalga gibi  üstüme  yayıldığında “başak saçlı hemşire”nin tesadüfen yanı başımda olması, ilk kalp masajlarını büyük bir özveriyle gerçekleştirmesi, bugünkü yaşamımın penceresini ardına kadar açmıştır. Yine ayni günlerde E.Ü.Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji kliniğinin Yoğun Bakım  biriminin o bitmez tükenmez çabalarında, tüm özel sıkıntılarını arkalarında bırakarak, hastalarına yaşam aşılamaya uğraşan“ne hemşireler gördüm ben.”
Bitmeyen gecelerin birisinde Yoğun bakım ünitesinde, yanımdaki dört hasta  hayata veda ederken hemşirelerin “ölümün önüne geçme” uğraşılarına gördüm . Sabaha doğru, öteki hastaları uyandırmadan,  “X olanlar” üniteden çıkarıldıktan sonra iki hemşirenin hiç aklımdan çıkmayan iki farklı çığlığına tanık oldum : biri ağlama krizine tutulmuş, diğeri de gülme krizine. Ancak bu  çığlıklar hiçte bildiğimiz bir gülüşe/ağlayışa  benzemiyordu. Ölümle yaşamın kesiştiği noktada bir kaybedişin iki farklı çığlığını yansıtıyorlardı.  Yaşamımda , acıya/ölüme bu kadar  yakışan başka bir gülüş duymadım bugüne dek..
Işık saçlı kızlarımızın  hemşirelik gününü kutluyor, onlar için 2001 yılında yazdığım  “Işık Saçlı Kadınların Türküsü” adlı  bir şiiri sizlerle paylaşıyorum (Slayt olarak da izleyebilirsiniz):
IŞIK SAÇLI  KADINLARIN TÜRKÜSÜ



  -E.Ü. Tıp Fakültesi Kardiyoloji ve Kalp-Damar

Cerrahisi Anabilim Dalı hemşireleri  için-




                   "Savur saçlarını güzelim

                    Bir bayraksın sen yanıbaşımda



                                 Necati CUMALI

  *

Senli benli başak kadın

Sabahları erkenden çıkarsın yola

Çılgın bir gülmecedir sanki sevgin

Haziranın buğday başağı kadın

Anadolu'mun çiçek saçlı kadınları

Nasıl söylesem türkülerinizi sizin ?



Bir avuç sevgi toplasam seslerinizden

Kalp ağrılarım dağılır gider bakışlarınızda

Bir  demet buğday olsam avuçlarınızda

Buğday tenli başak saçlı kadınlarımız

Avuçlarında umar taşıyan bacılarımız

Nasıl bestelesem şarkılarınızı sizin ?



Beyaz bir melek gibi uçar kalabalıklarda

O kadın, bu kadın: birbirilerine benzerler

Ama başak saçlı hemşireye nasıl da benzerler

Klinik kapılarında pırıl pırıl

Anadolu'mun ışık saçlı kadınları

Kalbimin kızıl saçlı bacıları

Nasıl yazsam destanınızı sizin ?



Ben, sen, o ... yürüyüp gidiyorsunuz

Gözlerinizde kadir bilmezliğin bir hüznü

"hüzün ki en çok yakışandır" size

belkide ençok anladığınız(*)

Sanki yaşamınız beyaz bir yazgı gibi

Karanlığa bir ışık çekip gidiyorsunuz

Anadolu'mun buğday saçlı kadınları

Nasıl söylesem şiirlerinizi sizin?



Yüzleriniz anıştırır ayrılıkları ve aşkları

Belirsiz bir umudun çılgın dansçıları

Ama oralarda kalmazlar, dost yüzler ararlar

Nice umarsızların gözlerinde ışıklar açtıran

Anadolu'mun sarmaşık saçlı kadınları

Nasıl yazsam dostluklarınızı sizin ?


T.Ayhan ÇIKIN


YAŞANMIŞLIĞIN İZDÜŞÜMÜ: ANLAR


Çarşamba, 30 Mart 2011

Cumhuriyet’te  Orhan Bursalı, Ö. Dinçer’i savunuyor mu? Anlayamadım.
Ya Öztin Akgüç’ün yazısı… Sanırım Cumhuriyet yazarları “ kara mizah Türkiye’yi” yeni bir mizah tarzıyla yorumluyorlar…
Haber başlıkları daha da ilginç :
“Eğitimli kadınlar sokağa daha çok çıktıkları için daha az dindardır”
… demiş Prof.  titrli Adalet Bakanlığı Danışmanı Soyaslan…


Ya Devlet Bakanı Ali Babacan ne demiş :
“Kadınların evde oturması iyiye işaret, demek ki kocaları iyi kazanıyor.”
Ne  demeli ?
Siyasetin dar kavşağın da  Türkiye sıkışıyor mu ?
Yoksa ne esprili siyasetçilerimiz, bürokratlarımız varmış diye gülümsemeli miyiz ?
Böyle bir zihniyet  “değişim”i felsefesi üzerinde nasıl bir politika üretilebilir ? Yıllardır çöreklenmiş ve sorun çözemeyen bir politik yapı üzerine geçirilmiş dış destekli bir şablonla mı  karşı karşıyayız ?

Zeynep Oral’ın  “Zaman Üzerine”  yazısı Oktay Rifat’ın dizeleriyle başlıyor :
“… avucundayız zamanın
 bir kağıt gibi buruşturulup atılmak için”

Büyük usta nasıl da betimlemiş hapishanelerde geçen zamanı ?

“…Hapiste en insafsız gardiyan – zaman” -  (N.Hikmet).
*
Ya hastanelerde geçen zaman ?..
Beklentilerin ucuna takılıp gitmiştir zaman.
Hele bir organ bağışı bekliyorsanız…
Biri şöyle veya böyle ölecek …
 Siz de onun organı ile sağlığa kavuşacaksınız ?..
Düşünebiliyor musunuz ?
Biri ölecek, biri de onun bağışıyla kurtulacak ?
 Ne muhteşem bir denklem   değil mi ?
Böyle bir ikilemi yaşayanlar için …
 Hastanelerde, yaşama/ ölüme koşucudur zaman.
Neyi, nerede yakalarsa ,
yaşam/ölüm ikileminden birini
diğerinin yerine geçirecektir zaman .

Anlar :
 acı veren, utanç veren, korku veren, kahreden anlar.
 sevinç dolu, sevgi dolu, ışıklı, güzel, sıcak, keyifli anlar.
‘Bir gün’, ‘bir an’, bir hafta, bir ay, bir yıl.
Yaşanmışlığın izdüşümleridir anlar”.
Mutlu anları çoğaltmak için
Yaşamın şarkılarını üretmelidir insan .

 

T. Ayhan ÇIKIN
5 Ocak 2004, Ege Üniversitesi Hastanesi 





23 Ocak 2013 Çarşamba

İLETİLERDEN-1 . İNSAN NE ZAMAN ÖLÜR ?


15 Ekim 2010 13:52 tarihinde emine cin <eminecinn@hotmail.com> yazdı:
https://mail.google.com/mail/?shva=1#inbox/12baf84b6fe48d1f
insan ne zaman ölür? sanırım  öldürdüğünü zannettiği kendisinin aslında kendisi olmadığını öğrendiğinde... yani onca zaman kendisini  öldürürken tutunduğu dallar kopa kopa  olgunlaşırken hep özde hani kendisini kendisi yapan o özde tutunduğu  dallar vardır, değil mi? işte o tutunduğunun kendinden kopması ile ölünüyor... bu, babayı kaybetmek... anayı.... kardeşi, oğulu, eşi ve kızı kaybetmek gibidir. ama bu kayıplar fiziki kayıpların ötesinde hani birliktesin ama uzaksın gibi olunca çok kötü... hele bu uzaklaşma evlatlarla olunca işin içine insanın kendisiyle hesaplaşması giriyor, nerde hata yaptığının.... ve böylece onca zamanı boşa harcadığının... bütün bilgilerinin aslında bildiği olmadığının... kötü yani o zaman, "nefes almak niye?" diyesi geliyor insanın... kötü... çok kötü...
*
Sevgili Emine Hanım,
Okuduklarım içimi öylesine acıttık ki, umuyorum ve dileğim odur ki sizin böyle bir acı yaşamamış olmanızdır ama yine de ancak çok yakınlarının acısını yaşayanlar bu kadar yürekten koparak yazmaktan kendini alamaz, dedim. Bugünlerde ben gülünecek yanlışlar yapıyorum. Değerli Ayhan Çıkın Ağabeyimiz bir şiirle güzel bir kardeşimizi anmıştı. Ben de karşılık olarak kim olduğunu tanıyamadığımı yazmıştım. Meğer Ayhan ağabeye yüreğini veren kişiymiş. Uzun yıllardır o genç kardeşimizin yüreğiyle yaşıyormuş... Sevginin olduğu gibi acınında tarifi yok biliyorum ve yine ne yapılsa acı, hele böyle yüreğini kanatırcasına derinden olunca çaresi hiç yok. Ne olur yine de sizi böylesine acılar yaşatandan dostların sevgisinin sizinle olduğunu anımsayın, olmaz mı?
Dostunuz, kardeşiniz Selçuk Oğuz