Bu blogun amacı, organ bağışının yaygınlaşmasına katkıda bulunmak ve organ bağışı ile yaşayanların yaşam ve etkinliklerinden örnek yazılar sunmaktır. * Kalbimin ıssızlıklarına/ Bir aşk dokunur/ - Bir de hekim- T.Ayhan ÇIKIN
7 Ocak 2013 Pazartesi
6 Ocak 2013 Pazar
Kendisi şair hayatı roman
Egeli Sabah Gazetesi
http://www.sabah.com.tr/Egeli/2013/01/06/kendisi-sair-hayati-roman
06.01.2013
Küçüklüğü büyük zorluklar içinde geçen Prof. Dr. Ayhan
Çıkın, kalp rahatsızlığını bursu daha fazla diye tercih ettiği Ziraat
Fakültesi'nin ilk yıllarında öğrendi ama fazla önemsemedi.
Çocukluğu, kendi deyimi ile "karıncanın nehri geçmesi gibi"
zorluklar içinde geçen Prof. Dr. Ayhan Çıkın, bursu daha fazla diye tercih
ettiği Ziraat Fakültesi'nin ilk yılında, burs almak için girdiği sağlık
kurulunda kalbinde problem olduğunu öğrendi. O yıllarda gençliğin etkisiyle pek
önemsemedi bu hastalığı. Bir süre için kalbini unuttu bile, ta ki o uykularını
bölen öksürükler ve evden çıkmak istememesine yol açan yorgunluk hissi ile
kendisini tekrar hatırlatıncaya kadar. Yıllarca doktor doktor, hastane hastane
gezdi ancak, "Sizden de sonuç alamazsam bir daha doktora gitmeyeceğim"
dediği genç bir doktor, kalp yetmezliği teşhisini koydu. Hasta kalbi Ayhan
Çıkın'ı 2000 yılına kadar taşısa da, yıllar çok zor geçti. Hastane neredeyse
ikinci evi olmuştu. Sevgili kızlarının ikisinin de düğünlerine, hastaneden
izinli çıkarak gidebildi. Giderek nefes almakta dahi zorlanan Ayhan Çıkın, eşi
kızının doğumu için Malatya'da olduğu günlerde iyiden iyiye kötüleşti. Allah
yaşayacak ömrü verince her şey bahane olur denir ya, arkadaşının doktor oğlu,
"Ayhan Amca"sını ziyaretinde durumunu fark edip, hemen hastaneye
kaldırdı.
TAM BEŞ KEZ DURDU
Bu dönemde Ayhan Çıkın'ın yorgun kalbi 5 kez durdu, büyük çabalarla hayata döndürüldü. Artık yolun sonuna geldiğini fark ediyordu. Hocaya acil kalp aranıyordu. Askerden izinli gelen 23 yaşındaki gencin sevgilisinin kıskanç kardeşi, hiç acımadan o güzel yüzünün ardındaki beynini parçalamış, bu gencin talihsizliği, Ayhan Çıkın'ın talihi olmuştu. Ailesi hiç düşünmeden organlarını bağışladığında, gencin aşkla çarpan kalbi, Ayhan Çıkın'a yeniden can oldu. "Bu dünyayı bırakıp giderken başkalarına yaşam bağışlamak kadar olağanüstü ne olabilir acaba?" dese de, evlatlarının kalbini kendisine hediye eden ailesiyle karşılaşmak ağır geldi hocaya. Evlat kaybının ne olduğunu çok iyi bilen Ayhan Çıkın, oğullarının yaşamını kendisi çalmış gibi hissetti, Cem Canbay'ın ailesi ile karşılaşmaktan kaçtı hep. Genç Cem'in kalbi, Ayhan Çıkın'ı sadece yaşama tutunmasını sağlamakla kalmadı, şiirinde yeni çığırlar açtı. Rüyaları değişti, tanımadığı insanlarla buluştu rüyalarında. Tüm organlarını bağışlayan, genç kalbi ile 12 yıldır yaşayan Ayhan Çıkın ile ikinci emekliliğinin ilk gününde, ölümü, kalp naklini, yeni hayatını konuştuk.
ÖKSÜRÜK VE TERLEME
Kalbinizde ne zaman sıkıntı başladı?
- Üniversitenin ilk yılında, burs almak için sağlık kuruluna girdiğimde bir doktor, "İleride bu kalp senin başına çok dert olacak" demişti. O aralarda pek ciddiye almadık biz. O sıralarda henüz kalp ameliyatları falan pek yoktu. 2 santimlik bir kemiğin altındaki kalbe ulaşmak çok zordu. Oraya değdi mi insan gidiyordu. Tıp korkunç mesafe aldı. Ama yine başarılı sonuçlar yoktu. Kalp hastalığı ile ölüm eş anlamlı gibiydi o sıralarda. 80'lere kadar böyle geldik. 80'li yıllarda, sabaha kadar öksürük, bir tuhaf terleme, gitmediğim doktor kalmadı. Ben ölene kadar ayakta durmayı hedeflemişim ama tükenişin farkındayım. Akciğerde 6-8 ay araştırma yaptılar. Bugünkü materyaller yok. Onun için kalpteki sorunu anlayamıyorlar. Mustafa Akın diye genç bir doktoru söylediler. Neredeyse 94 yılına gelmiştik. O kadar çok doktor gezdim ki, artık doktora gitmeme noktasındaydım. Mustafa Akın, bir hafta sonra kalp yetmezliği olduğunu söyledi. Bugün 30'a yakın anjiyo oldum ama o zaman bilinmiyordu anjiyo. Bu yüzden, bir yıl anjiyoya gitmedim ama sonunda hastaneye kaldırıldım. Anjiyoda kalbin değişmesi gerektiğini söylediler. Kalbim, tükene tükene sıfıra yaklaştı. Kalp artık pompalama yapmıyordu, giderek kalp duvarları çalışmıyordu. Çalışmayınca kendi kendine yavaşlama sürecine girdi. Bu iş artık bitti diye emekliliğimi istedim. O sırada Ege Üniversitesi'nde kalp nakli yapılmıyordu. İlk deneme 98'de oldu, ben 11'inciyim.
TAM BEŞ KEZ DURDU
Bu dönemde Ayhan Çıkın'ın yorgun kalbi 5 kez durdu, büyük çabalarla hayata döndürüldü. Artık yolun sonuna geldiğini fark ediyordu. Hocaya acil kalp aranıyordu. Askerden izinli gelen 23 yaşındaki gencin sevgilisinin kıskanç kardeşi, hiç acımadan o güzel yüzünün ardındaki beynini parçalamış, bu gencin talihsizliği, Ayhan Çıkın'ın talihi olmuştu. Ailesi hiç düşünmeden organlarını bağışladığında, gencin aşkla çarpan kalbi, Ayhan Çıkın'a yeniden can oldu. "Bu dünyayı bırakıp giderken başkalarına yaşam bağışlamak kadar olağanüstü ne olabilir acaba?" dese de, evlatlarının kalbini kendisine hediye eden ailesiyle karşılaşmak ağır geldi hocaya. Evlat kaybının ne olduğunu çok iyi bilen Ayhan Çıkın, oğullarının yaşamını kendisi çalmış gibi hissetti, Cem Canbay'ın ailesi ile karşılaşmaktan kaçtı hep. Genç Cem'in kalbi, Ayhan Çıkın'ı sadece yaşama tutunmasını sağlamakla kalmadı, şiirinde yeni çığırlar açtı. Rüyaları değişti, tanımadığı insanlarla buluştu rüyalarında. Tüm organlarını bağışlayan, genç kalbi ile 12 yıldır yaşayan Ayhan Çıkın ile ikinci emekliliğinin ilk gününde, ölümü, kalp naklini, yeni hayatını konuştuk.
ÖKSÜRÜK VE TERLEME
Kalbinizde ne zaman sıkıntı başladı?
- Üniversitenin ilk yılında, burs almak için sağlık kuruluna girdiğimde bir doktor, "İleride bu kalp senin başına çok dert olacak" demişti. O aralarda pek ciddiye almadık biz. O sıralarda henüz kalp ameliyatları falan pek yoktu. 2 santimlik bir kemiğin altındaki kalbe ulaşmak çok zordu. Oraya değdi mi insan gidiyordu. Tıp korkunç mesafe aldı. Ama yine başarılı sonuçlar yoktu. Kalp hastalığı ile ölüm eş anlamlı gibiydi o sıralarda. 80'lere kadar böyle geldik. 80'li yıllarda, sabaha kadar öksürük, bir tuhaf terleme, gitmediğim doktor kalmadı. Ben ölene kadar ayakta durmayı hedeflemişim ama tükenişin farkındayım. Akciğerde 6-8 ay araştırma yaptılar. Bugünkü materyaller yok. Onun için kalpteki sorunu anlayamıyorlar. Mustafa Akın diye genç bir doktoru söylediler. Neredeyse 94 yılına gelmiştik. O kadar çok doktor gezdim ki, artık doktora gitmeme noktasındaydım. Mustafa Akın, bir hafta sonra kalp yetmezliği olduğunu söyledi. Bugün 30'a yakın anjiyo oldum ama o zaman bilinmiyordu anjiyo. Bu yüzden, bir yıl anjiyoya gitmedim ama sonunda hastaneye kaldırıldım. Anjiyoda kalbin değişmesi gerektiğini söylediler. Kalbim, tükene tükene sıfıra yaklaştı. Kalp artık pompalama yapmıyordu, giderek kalp duvarları çalışmıyordu. Çalışmayınca kendi kendine yavaşlama sürecine girdi. Bu iş artık bitti diye emekliliğimi istedim. O sırada Ege Üniversitesi'nde kalp nakli yapılmıyordu. İlk deneme 98'de oldu, ben 11'inciyim.
"KALBİNİ VEREN ÇOCUĞU GÖRDÜM"
Kalbiniz 5 defa durmuş. Neler hissettiniz o süreçte?
- Öbür dünya ile git gel kapısındayım sürekli. Bir takım bilinmezlikler var.
Hep ışık görmekten bahsedilir?
- Ben ışık görmedim. Dehliz gibi bir yere girdim. Tabii bunlar rüya mı, hayal mi, yoksa oraya gidip geldim mi bilemiyorum. Benim felsefem farklı. O yüzden yanlış anlaşılmaktan çekiniyorum ama hissettiğim, o kadar tatlı bir yorgunluk ki simsiyah bir dalga geldi, geldi, sanki siyah örtü kapattı yüzümü, bitti. Bir karanlığın içinde gidiyorum, sadece elimi uzatıyorum, bir kapı kolu geliyor açıyorum, kendimi görüyorum, en son kapıyı açtığımda, burası da dolu. Birisi, "Senin yerin yok burada daha dön" dedi. Bir kendime geldim, herkes başımda, parmağı sallıyor doktor. Birisinde, tanıdıkları görüyorum. Sanki yaşıyor gibiler. Orada yaşıyorlar yalnız. Ninemi, babamı, tanıdıkları görüyorum. Hiç sıkıntı çekmiyorum.
Yani ölmek acılı, sıkıntılı değil...
- Evet. Döndüğümde, "Yahu ölmek hiç sıkıntılı bir şey değilmiş" dedim. Yine bir defasında, bulutlarda geziyorum, sanki bir şeyler arıyorum. Babamla karşılaştım. Babam aldı beni sırtına, dolaştırdı, mezarlıkları gezdirdi. Götürdü, köydeki evimizin önüne bıraktı. "Oğlum senin burada daha yerin yok geri döneceksin sen" dedi. Bir defasında, çok kalabalık bir ortamdaydım. Büyük bir kapıda, bana kalbi verilen çocukla karşılaştım. "Benim beyin gitti, kalbim yaşıyor. Al bu senin olsun" dedi.
Kalp nakli yapılmış mıydı o sırada?
- Bilemiyorum. Çoğu kez kendimde değildim. Kalp bekliyorum ya bir ölçüde kendine göre bir şeyler üretiyor beyin.
Resmini görmüş müydünüz daha önce?
- Yok nerede? Ameliyattan kaç ay sonra gördüm. Resmini gördükten sonra, "İki kişilik yaşam" diye şiir yazdım. Bir ara bu yaşadıklarımı, gördüklerimi yazmayı düşünmüştüm. Çektiğim sıkıntıları anlatabilirsem, aynı süreci yaşayan insanlara katkım olur mu diye düşünmüştüm. Yazarken aynı acıları çekmeye başlayınca bıraktım.
Kalbiniz 5 defa durmuş. Neler hissettiniz o süreçte?
- Öbür dünya ile git gel kapısındayım sürekli. Bir takım bilinmezlikler var.
- Ben ışık görmedim. Dehliz gibi bir yere girdim. Tabii bunlar rüya mı, hayal mi, yoksa oraya gidip geldim mi bilemiyorum. Benim felsefem farklı. O yüzden yanlış anlaşılmaktan çekiniyorum ama hissettiğim, o kadar tatlı bir yorgunluk ki simsiyah bir dalga geldi, geldi, sanki siyah örtü kapattı yüzümü, bitti. Bir karanlığın içinde gidiyorum, sadece elimi uzatıyorum, bir kapı kolu geliyor açıyorum, kendimi görüyorum, en son kapıyı açtığımda, burası da dolu. Birisi, "Senin yerin yok burada daha dön" dedi. Bir kendime geldim, herkes başımda, parmağı sallıyor doktor. Birisinde, tanıdıkları görüyorum. Sanki yaşıyor gibiler. Orada yaşıyorlar yalnız. Ninemi, babamı, tanıdıkları görüyorum. Hiç sıkıntı çekmiyorum.
- Evet. Döndüğümde, "Yahu ölmek hiç sıkıntılı bir şey değilmiş" dedim. Yine bir defasında, bulutlarda geziyorum, sanki bir şeyler arıyorum. Babamla karşılaştım. Babam aldı beni sırtına, dolaştırdı, mezarlıkları gezdirdi. Götürdü, köydeki evimizin önüne bıraktı. "Oğlum senin burada daha yerin yok geri döneceksin sen" dedi. Bir defasında, çok kalabalık bir ortamdaydım. Büyük bir kapıda, bana kalbi verilen çocukla karşılaştım. "Benim beyin gitti, kalbim yaşıyor. Al bu senin olsun" dedi.
- Bilemiyorum. Çoğu kez kendimde değildim. Kalp bekliyorum ya bir ölçüde kendine göre bir şeyler üretiyor beyin.
- Yok nerede? Ameliyattan kaç ay sonra gördüm. Resmini gördükten sonra, "İki kişilik yaşam" diye şiir yazdım. Bir ara bu yaşadıklarımı, gördüklerimi yazmayı düşünmüştüm. Çektiğim sıkıntıları anlatabilirsem, aynı süreci yaşayan insanlara katkım olur mu diye düşünmüştüm. Yazarken aynı acıları çekmeye başlayınca bıraktım.
"BENİMLE
İLGİSİ OLMAYAN RÜYA GÖRÜYORUM"
Kalp naklinden sonra kişiliğinizde değişiklik oldu mu?
- Ben de kişilik değişikliği olur diye çok duydum, okudum. Benim rüyalarım değişti. İlginç rüyalar görüyorum. Hiç benim olmayan rüyalar görüyorum. Benimle ilgisi yok. Tanımadığım insanlar, tanımadığım genç hanımlar görüyorum. Bu bir ara o kadar beynime takıldı ki, benim tekrar üniversiteye dönme sebeplerimden birisi budur. Beynimi meşgul edeyim, eğer meşgul etmezsem beni alıp götürecek diye düşündüm. Benzer olayı, "Yeni Kalp Yeni Yaşam" diye Amerikalı bir bayan yazmış. Benzer şeyleri o da yaşadığını söylüyor. Tanımadığı insanları ve kalbini aldığı insanın yakınlarını görmüş. Çok ilginç şeyler vardı bir ara bayağı inceledim ama sonra bıraktım beni de alıp götürecek diye. Bilerek, durdurmak için mücadele verdim. Bunu da işe başlayarak, kendi alanımda farklı yazılar yazarak sanırım epey hafiflettim. Ama yine de görüyorum.
Duygularınızda bir fark var mı?
- Kalbinizin genç olması, teninizin genç olmasına yetmiyor. En çok sorular sorulardan birisi o. Olsa güzel olacak ama... Kalp duyguların merkezi. Sanırsam bir farklılık oluyor.
Ne oldu? - Şair oldum. Özetle daha
duyarlıyım, daha heyecanlıyım. Karacaoğlan gibi gördüğüm her güzele nişanlıyım.
Cem Cabay yazar mıymış?
- Yok hayır. O vasıfsız işçiymiş. Daha askerliğini yapıyormuş. Ne yapacağı da belli değilmiş. Ben, "Bu çocuk ne yapmak isterdi acaba" diye düşünüyorum. Belki ben beynimdeki kendi amaçlarımı ona monte edip, geliştirirdim. Ekonomik olarak ödenmesi mümkün olmayan bir olay. Bu çocuğun yapmak istediklerini bilip gerçekleştirebilseydim hiç olmazsa.
Nakilden 7 yıl sonra tekrar
çalışmaya nasıl karar verdiniz?
- Bu piyangodan sonra tekrar işe yarayabilirim dedim. Bir sene yürüyemedim, bir sene hastanede yattım. 2 seneye yakın bastonla yürüdüm. Bu bastonu atacağım dedim. Muğla'dan istediler beni. Zaten kendi memleketim. Birkaç ders alır vaktimi geçiririm dedim. Bir hedefinin olması lazım insanın. Rektör beni yüksek okula müdür atadı, "Yapma, etme, yöneticilik yapacak durumum yok" dedim, ama yaptı. Arkasından Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı'na atandım. Hayatın içine bir girdim, onlarla uğraşacağım derken kendimi unuttum. Dipdiri oldum. Kendime güvenim arttı. Bu noktalara kadar geldik.
Kalp naklinden sonra kişiliğinizde değişiklik oldu mu?
- Ben de kişilik değişikliği olur diye çok duydum, okudum. Benim rüyalarım değişti. İlginç rüyalar görüyorum. Hiç benim olmayan rüyalar görüyorum. Benimle ilgisi yok. Tanımadığım insanlar, tanımadığım genç hanımlar görüyorum. Bu bir ara o kadar beynime takıldı ki, benim tekrar üniversiteye dönme sebeplerimden birisi budur. Beynimi meşgul edeyim, eğer meşgul etmezsem beni alıp götürecek diye düşündüm. Benzer olayı, "Yeni Kalp Yeni Yaşam" diye Amerikalı bir bayan yazmış. Benzer şeyleri o da yaşadığını söylüyor. Tanımadığı insanları ve kalbini aldığı insanın yakınlarını görmüş. Çok ilginç şeyler vardı bir ara bayağı inceledim ama sonra bıraktım beni de alıp götürecek diye. Bilerek, durdurmak için mücadele verdim. Bunu da işe başlayarak, kendi alanımda farklı yazılar yazarak sanırım epey hafiflettim. Ama yine de görüyorum.
- Kalbinizin genç olması, teninizin genç olmasına yetmiyor. En çok sorular sorulardan birisi o. Olsa güzel olacak ama... Kalp duyguların merkezi. Sanırsam bir farklılık oluyor.
- Yok hayır. O vasıfsız işçiymiş. Daha askerliğini yapıyormuş. Ne yapacağı da belli değilmiş. Ben, "Bu çocuk ne yapmak isterdi acaba" diye düşünüyorum. Belki ben beynimdeki kendi amaçlarımı ona monte edip, geliştirirdim. Ekonomik olarak ödenmesi mümkün olmayan bir olay. Bu çocuğun yapmak istediklerini bilip gerçekleştirebilseydim hiç olmazsa.
- Bu piyangodan sonra tekrar işe yarayabilirim dedim. Bir sene yürüyemedim, bir sene hastanede yattım. 2 seneye yakın bastonla yürüdüm. Bu bastonu atacağım dedim. Muğla'dan istediler beni. Zaten kendi memleketim. Birkaç ders alır vaktimi geçiririm dedim. Bir hedefinin olması lazım insanın. Rektör beni yüksek okula müdür atadı, "Yapma, etme, yöneticilik yapacak durumum yok" dedim, ama yaptı. Arkasından Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı'na atandım. Hayatın içine bir girdim, onlarla uğraşacağım derken kendimi unuttum. Dipdiri oldum. Kendime güvenim arttı. Bu noktalara kadar geldik.
ANLATMAK ÇOK ZOR'
Yaşama ümidinizi kaybettiğiniz için mi üniversiteden ayrıldınız?
- Performansım düşmüştü. Çok hareketliyimdir. Gün boyu ders anlatırım ama artık bir dersin sonunu getiremez hale gelmiştim. 98'in aralığında dilekçemi verdim. 54 yaşındaydım.
Organ beklemek nasıl bir şey?
- Korkunç bir şey. Bu süreç içinde anlatmak kolay olmuyor. Aynı acıları tekrar anlatarak yaşamak kolay olmuyor. Benim için organ bağışına çağırmak önemli. Sürekli kalbinizin tükendiğini fark ediyorsunuz. Ama çözüm üretemiyorsunuz. Hele hele bu olay genç yaşlarda başlayınca, ki benimki 30-35 yaşlarında başladı, çok zor oluyor.
Size kalbi bağışlanan genç neden ölmüş?
- Aşk yüzünden. Kadının kardeşi kurşun sıkmış beynine. Ben fazla incelemedim çocuğun hayatını. Askerden izine gelmiş.
Merak etmediniz mi hiç
- Ben kaldıramıyorum. 23 yaşında çocuk, ben 58 yaşındayım kalp nakli olduğumda. Her gün gencecik bir çocuğun öldüğünü düşünerek yaşıyorum. Ben 4.5 yaşında çocuğumu kaybetmiştim. O gün deseler bana Amerikan Merkez Bankası'nı soy, gel çocuğunu iyi etmek için, gider soyardım. İnsan öyle bir süreç yaşıyor. O yüzden onların acısını bildiğimden, hala hazmedemiyorum. Fazla sorguluyorum. Yanlış anlaşılmasın ama ben oğlumun hala acısını yaşıyorum. Acaba annesi beni görse nasıl acı çeker, ne kadar üzülür diye düşünüyorum.
Sizin çocuğunuz neden öldü?
- Şanssızlığın bu kadarı dedirtecek cinsten o da. Bağırsak kanseri gibi çocukta milyonda bir rastlanan bir olay. O da geldi bizi buldu. Ameliyat edildi ama kurtarılamadı. Bir ay içinde kaybettik. Çok üzüntü yaşadık.
Organ bağışı konusunda ne dersiniz?
- 2000 Eylülünde kalp bir gün daha bulunmasaydı, şu anda bu röportajı sizinle yapmam mümkün değildi. 1999 Ocak ayında üniversiteden ayrılış dilekçemi verirken, "dönüşü olmayan bir süreç" içinde olduğumun farkındaydım. Eğer bu kalp bulunmasaydı, son 12-13 senede yaşadıklarımı yaşamayacaktım. Doğadaki tüm canlıların yaşam dinamiği incelendiğinde, "muhteşem bir yaşam döngüsü"nün var olduğu görülür. Doğada aslında hiçbir şey kaybolmuyor. Yeni canlıların yaşam sürecinde farklı biçimlerde, şöyle veya böyle, yer alıyorlar. İnsan, bu doğal süreçleri katılabilen, onu yeniden biçimlendirebilen en muhteşem canlı. İşte böyle bir süreç içinde, birileri zorunlu bir nedenle yaşamdan ayrılırken, yaşayabilen organlarını, ihtiyacı olan bir başkasına bağışlayabilmesi, kanımca tanrısal bir erdemliliktir. Cem ve ailesi bu erdemliliği gösterebilmiş nadir insanlardır. Cem'e, babasına rahmet dilerken, (kalbimin)annesine, kardeşlerine uzun, sağlıklı yaşamlar dilerim. Cem, bana bir yürek bağışlarken, elimden geldiğince, bu ödenemeyecek borcu, "topluma nasıl katkıda bulunarak, "Cem"leri çoğaltabilirim diye düşündüm hep.
Siz organlarınızı bağışladınız mı?
- Eşim ve çocuklarıma, vücudumun Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne bağışlanmasını söyledim. Kullanabileceklerini kullansınlar, kullanmadıklarını da öğrencilere materyal olarak sunsunlar. Üniversitede kadavra olarak kullansınlar. Yaşam kendini üretebilmektir. İnsanlığın kendisini üretebilmesi, ekonomik olduğu kadar, biyolojik olarak da yardımlaşması ile sürüyor. Biyolojik yardımlaşmanın pek çok biçimleri var. Organ bağışı bunlardan sadece biri. Herkese organ bağışını davet ediyorum. Bir tıp adamının söylemiyle, "Sevdiklerinizi gömmeyin, organlarını bağışlayarak onları onurlandırın."
Yaşama ümidinizi kaybettiğiniz için mi üniversiteden ayrıldınız?
- Performansım düşmüştü. Çok hareketliyimdir. Gün boyu ders anlatırım ama artık bir dersin sonunu getiremez hale gelmiştim. 98'in aralığında dilekçemi verdim. 54 yaşındaydım.
- Korkunç bir şey. Bu süreç içinde anlatmak kolay olmuyor. Aynı acıları tekrar anlatarak yaşamak kolay olmuyor. Benim için organ bağışına çağırmak önemli. Sürekli kalbinizin tükendiğini fark ediyorsunuz. Ama çözüm üretemiyorsunuz. Hele hele bu olay genç yaşlarda başlayınca, ki benimki 30-35 yaşlarında başladı, çok zor oluyor.
- Aşk yüzünden. Kadının kardeşi kurşun sıkmış beynine. Ben fazla incelemedim çocuğun hayatını. Askerden izine gelmiş.
- Ben kaldıramıyorum. 23 yaşında çocuk, ben 58 yaşındayım kalp nakli olduğumda. Her gün gencecik bir çocuğun öldüğünü düşünerek yaşıyorum. Ben 4.5 yaşında çocuğumu kaybetmiştim. O gün deseler bana Amerikan Merkez Bankası'nı soy, gel çocuğunu iyi etmek için, gider soyardım. İnsan öyle bir süreç yaşıyor. O yüzden onların acısını bildiğimden, hala hazmedemiyorum. Fazla sorguluyorum. Yanlış anlaşılmasın ama ben oğlumun hala acısını yaşıyorum. Acaba annesi beni görse nasıl acı çeker, ne kadar üzülür diye düşünüyorum.
- Şanssızlığın bu kadarı dedirtecek cinsten o da. Bağırsak kanseri gibi çocukta milyonda bir rastlanan bir olay. O da geldi bizi buldu. Ameliyat edildi ama kurtarılamadı. Bir ay içinde kaybettik. Çok üzüntü yaşadık.
- 2000 Eylülünde kalp bir gün daha bulunmasaydı, şu anda bu röportajı sizinle yapmam mümkün değildi. 1999 Ocak ayında üniversiteden ayrılış dilekçemi verirken, "dönüşü olmayan bir süreç" içinde olduğumun farkındaydım. Eğer bu kalp bulunmasaydı, son 12-13 senede yaşadıklarımı yaşamayacaktım. Doğadaki tüm canlıların yaşam dinamiği incelendiğinde, "muhteşem bir yaşam döngüsü"nün var olduğu görülür. Doğada aslında hiçbir şey kaybolmuyor. Yeni canlıların yaşam sürecinde farklı biçimlerde, şöyle veya böyle, yer alıyorlar. İnsan, bu doğal süreçleri katılabilen, onu yeniden biçimlendirebilen en muhteşem canlı. İşte böyle bir süreç içinde, birileri zorunlu bir nedenle yaşamdan ayrılırken, yaşayabilen organlarını, ihtiyacı olan bir başkasına bağışlayabilmesi, kanımca tanrısal bir erdemliliktir. Cem ve ailesi bu erdemliliği gösterebilmiş nadir insanlardır. Cem'e, babasına rahmet dilerken, (kalbimin)annesine, kardeşlerine uzun, sağlıklı yaşamlar dilerim. Cem, bana bir yürek bağışlarken, elimden geldiğince, bu ödenemeyecek borcu, "topluma nasıl katkıda bulunarak, "Cem"leri çoğaltabilirim diye düşündüm hep.
- Eşim ve çocuklarıma, vücudumun Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne bağışlanmasını söyledim. Kullanabileceklerini kullansınlar, kullanmadıklarını da öğrencilere materyal olarak sunsunlar. Üniversitede kadavra olarak kullansınlar. Yaşam kendini üretebilmektir. İnsanlığın kendisini üretebilmesi, ekonomik olduğu kadar, biyolojik olarak da yardımlaşması ile sürüyor. Biyolojik yardımlaşmanın pek çok biçimleri var. Organ bağışı bunlardan sadece biri. Herkese organ bağışını davet ediyorum. Bir tıp adamının söylemiyle, "Sevdiklerinizi gömmeyin, organlarını bağışlayarak onları onurlandırın."
"İKİ GÜN
DAHA BULUNMASA BU İŞ ÇOKTAN SONA ERMİŞTİ"
Tüm ağır hastaların yakınları gibi, Ayhan Çıkın'ın hastalık dönemi, sevgili eşi Cemile Çıkın için de en az onun kadar yıpratıcı geçti. Ayhan Çıkın'ın her hastaneye yatışında yanında oldu, 5 defa kalbinin durmasına şahitlik etti. Çocuklarının babasını kaybetmesine günler kala gelen müjdeli haber hayatlarını değiştirdi.
Sevdiğiniz insanın yıllarca
önünüzde tükenişini izlemeye nasıl dayandınız?
- Çok zor günlerdi o günler. Biz iki yıl hastanede yattık. Bunun bir yılı kalp bekledik. Daha önce de hep yattık çıktık onlar ayrı. Önümüzde kaç defa gitti, geldi. "Kalp iki gün daha bulunmasa, bu iş bitmişti" demişlerdi. Ameliyata gittiği zaman kendisi hiç haberdar değildi. Artık kaybetmiştik. Komadaydı. Zor bir duygu. Organ bağışı çok önemli.
Eşiniz kalbi pek
kabullenememiş...
- Evet, Ayhan kabullenemedi kalbi. Karşı taraf için de çok zor. Alan için de çok zor. Bağışçı aileyle tanıştık. Bize geldiler. Ailesi meraklı. Bizi buldular. Biz görüşüyoruz. Onlara kalsa çok sık görüşmek istiyorlar ama Ayhan çok üzülüyor. Ben oğullarının kalbini yaşattığını söylüyorum. Seni görünce mutlu olurlar diyorum ama aksine onların üzüleceğini düşünüyor.
Kalp naklinden sonra eşinizde
değişiklik fark ettiniz mi?
- İlk kalpte ben vardım ama yenisini bilemiyorum. Çok rüya görmeye başladı. Daha mülayim oldu. Artık hayata başka türlü bakıyoruz. Stressiz yaşamaya çalışıyoruz.
Tüm ağır hastaların yakınları gibi, Ayhan Çıkın'ın hastalık dönemi, sevgili eşi Cemile Çıkın için de en az onun kadar yıpratıcı geçti. Ayhan Çıkın'ın her hastaneye yatışında yanında oldu, 5 defa kalbinin durmasına şahitlik etti. Çocuklarının babasını kaybetmesine günler kala gelen müjdeli haber hayatlarını değiştirdi.
- Çok zor günlerdi o günler. Biz iki yıl hastanede yattık. Bunun bir yılı kalp bekledik. Daha önce de hep yattık çıktık onlar ayrı. Önümüzde kaç defa gitti, geldi. "Kalp iki gün daha bulunmasa, bu iş bitmişti" demişlerdi. Ameliyata gittiği zaman kendisi hiç haberdar değildi. Artık kaybetmiştik. Komadaydı. Zor bir duygu. Organ bağışı çok önemli.
- Evet, Ayhan kabullenemedi kalbi. Karşı taraf için de çok zor. Alan için de çok zor. Bağışçı aileyle tanıştık. Bize geldiler. Ailesi meraklı. Bizi buldular. Biz görüşüyoruz. Onlara kalsa çok sık görüşmek istiyorlar ama Ayhan çok üzülüyor. Ben oğullarının kalbini yaşattığını söylüyorum. Seni görünce mutlu olurlar diyorum ama aksine onların üzüleceğini düşünüyor.
- İlk kalpte ben vardım ama yenisini bilemiyorum. Çok rüya görmeye başladı. Daha mülayim oldu. Artık hayata başka türlü bakıyoruz. Stressiz yaşamaya çalışıyoruz.
http://www.sabah.com.tr/Egeli/2013/01/06/kendisi-sair-hayati-roman
28 Kasım 2012 Çarşamba
Ben organımı bağışladım, dilerim iihtiyaç sahiplerinin işine yarar!
Sündüz Akkaya
Çok duygulandım, ağladım, dua ettim, insanlardan hep diledim, ama anlayana…
Şunu mu sanıyoruz, bize hiçbir şey olmaz. Biz yaşlanmayız, biz hastalanmayız, biz sakat kalmayız (halbuki her sağlam yarınlarda bir aday ama, kendi bilmek istemiyor)elin eline düşmeyiz ve daha niceleri…
Bunun bilincinde olan insanlar da var, çok şükür. Onlar yeter bize şimdilik, en azından onlar-bizler bu bilinci yayabiliriz. İlla da başımıza mı gelmeli? Hayır, olur mu öyle şey…
Şunu mu sanıyoruz, bize hiçbir şey olmaz. Biz yaşlanmayız, biz hastalanmayız, biz sakat kalmayız (halbuki her sağlam yarınlarda bir aday ama, kendi bilmek istemiyor)elin eline düşmeyiz ve daha niceleri…
Bunun bilincinde olan insanlar da var, çok şükür. Onlar yeter bize şimdilik, en azından onlar-bizler bu bilinci yayabiliriz. İlla da başımıza mı gelmeli? Hayır, olur mu öyle şey…
Şimdi size kısa başlıklarla asıl konuma
dönmek istiyorum…
Organ bağışı duymayan yoktur. Nasıl bağışlandığı hakkında bazı kişilerde yanlış bilgi var, bağış yapılacak kişi tamamen gözlerini hayata yumduktan sonra olmuyor. Kişinin beyin ölümünün gerçekleşmesi ve o kişiye yapılacak hiçbir şey kalmaması gerekiyor. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerde geri dönüş imkansızmış. O anda verilecek kararla hasta hala yaşıyorken bağışlanan organları vücudundan alınıyor…Ben daha yıllar yıllar öncesi kişi tamamen ruhunu teslim ettikten sonra organları alınıyor sanıyordum. Öyle olmadığını öğrendim. Benim o tür duruma gelirsem şayet bütün organlarım cüzdanımda kartım var bağışladım…
O güne hangi organım işe yayarsa alırlar. Ben o tarafta çok daha mutlu olurum…Yer altında çürüyeceğine birkaç kişiye hayat vermesi kadar güzel bir şey var mı?
Empati yaparsak, yani bizim yakınımıza böyle ihtiyaç hasıl olsa, ne olurdu halimiz?
Bu anlattığım bağış ölü yakınlarından alınacak olan. ASIL ZURNANIN …dediği nokta benim değinmek istediğim…Yakınları diyaliz hastası olan, gözleri ve kulakları telefonda olan kişiler. Niye başkalarından bekliyorsunuz, siz evet siz en güzel adaysınız. Yakınızı kıvranıyor, böbrek bağışı bekliyor, haftanın üç günü diyalizde, diğer günler yedikleri, içtikleri kısıtlı ve bir yığın sorunlar. Şu da var diyaliz hastasının başka türlü sorunlarıda araya girebiliyor, kalp vs o zaman buyrun buradan yakın…
Böyle kişilerin yakınları sizlere sesleniyorum, o hasta sizden bana böbreğini verir misin diyemez, ama siz ben verebilirim diyebilirsiniz…Neden olmasın, korkmayın çevrem bu örneklerle çoğalmaya başladı. Ben de bu kişilerden cesaret alarak bu yazıyı yazma kakarı aldım…
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün organ bekleyen kayıtlı hasta sayısı 21 bin878 hasta. Bunların 16’sı akciğer, 19 bin 466’sı böbrek, 325’i kalp, 851’i karaciğer, 216’sı pankreas…Rakamlar bu bilinenler, tabi yeni adaylar ve ölenler listeyi değiştirebilir. Bakanlığın verilerine göre bu yıl 3 bin 270 hastaya organ nakli yapılmış. Bu organların 2 bin 527 si canlıdan, 743’ü kadavradan alınmış…
Durum böyle arkadaşlar…19 bin 466 böbrek bekleyen hasta var ise bunu 5’e çarpsak bunların sorunlu çıkanlarını elesek geri kalanlar, bu kişileri topluma kazandıracaklar…Ama o bilince ulaşmış yakınlar ile, yoksa hasta kendini ve çektiğini gördüğü için yakınından isteyemiyor…
Şimdi size sıkı durun bir hafta önce nakli canlı insandan alınan böbrek hikayesini anlatacağım…
Bu aile Safranbolu’da yaşıyor. Tesadüfen tanıştım ve hala telefonla görüştüğüm kişiler. Evin hanımı emekli oldu tam rahat ettim derken, birden inmeyen tansiyon ve arkasından ödemler vs. Teşhis ŞOK ŞOK böbrekler iflas. Aylardır diyalizde, en son karar verdiler evden birileri bağış yapmalı ve bu sorun çözülmeli. Annesi, abisi, eşi ve oğlu vermek istiyor. Annenin sorunları yüzünden eleniyor, kardeşide aynı şekilde, oğlunun vermesini anne istemiyor (ama oğul gönüllü) sonunda eşinde karar kılıyor doktorlar. Kendileri şu an 15 gündür Antalya, Kültür Mahallesinde ev tuttular, yaklaşık 6 aya yakın kalmaları gerekiyormuş. Akdeniz Üniversitesinde başarılı bir operasyonla eşinden tek böbrek alınıp hanımına naklediliyor. 16-Kasım-2012 de, az önce konuştum karı-koca her ikisi de sağlıklı. Ağrıları var, kolay değil tabii ki; şimdi iyileşme sürecine ve takibe alındı…Zamanla daha iyi olacaklar. Bayan çok mutlu, ‘’yaşama yeniden döndüm sanki’’ diyor. Sanki değil kesinlikle döndü…Bol şanslar diliyorum…
Ve sesleniyorum, sizin vermeye kıyamadığınız böbreğinizin tekini dışarıda ki kişilerden hiç beklemeyin…Yakınlarınız iyileşsin istiyorsanız elinizi çabuk tutun…
HADİ ORGAN BAĞIŞINA, BİR ÇOK HAYAT KURTARMAYA, YARIN BİZ OLUP OLMAYACAĞIMIZ BELLİ DEĞİLKEN…
Bu mutluluğu yaşayın ve yaşatın…
Sevgi ve sağlıklar diliyorum…
Organ bağışı duymayan yoktur. Nasıl bağışlandığı hakkında bazı kişilerde yanlış bilgi var, bağış yapılacak kişi tamamen gözlerini hayata yumduktan sonra olmuyor. Kişinin beyin ölümünün gerçekleşmesi ve o kişiye yapılacak hiçbir şey kalmaması gerekiyor. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerde geri dönüş imkansızmış. O anda verilecek kararla hasta hala yaşıyorken bağışlanan organları vücudundan alınıyor…Ben daha yıllar yıllar öncesi kişi tamamen ruhunu teslim ettikten sonra organları alınıyor sanıyordum. Öyle olmadığını öğrendim. Benim o tür duruma gelirsem şayet bütün organlarım cüzdanımda kartım var bağışladım…
O güne hangi organım işe yayarsa alırlar. Ben o tarafta çok daha mutlu olurum…Yer altında çürüyeceğine birkaç kişiye hayat vermesi kadar güzel bir şey var mı?
Empati yaparsak, yani bizim yakınımıza böyle ihtiyaç hasıl olsa, ne olurdu halimiz?
Bu anlattığım bağış ölü yakınlarından alınacak olan. ASIL ZURNANIN …dediği nokta benim değinmek istediğim…Yakınları diyaliz hastası olan, gözleri ve kulakları telefonda olan kişiler. Niye başkalarından bekliyorsunuz, siz evet siz en güzel adaysınız. Yakınızı kıvranıyor, böbrek bağışı bekliyor, haftanın üç günü diyalizde, diğer günler yedikleri, içtikleri kısıtlı ve bir yığın sorunlar. Şu da var diyaliz hastasının başka türlü sorunlarıda araya girebiliyor, kalp vs o zaman buyrun buradan yakın…
Böyle kişilerin yakınları sizlere sesleniyorum, o hasta sizden bana böbreğini verir misin diyemez, ama siz ben verebilirim diyebilirsiniz…Neden olmasın, korkmayın çevrem bu örneklerle çoğalmaya başladı. Ben de bu kişilerden cesaret alarak bu yazıyı yazma kakarı aldım…
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün organ bekleyen kayıtlı hasta sayısı 21 bin878 hasta. Bunların 16’sı akciğer, 19 bin 466’sı böbrek, 325’i kalp, 851’i karaciğer, 216’sı pankreas…Rakamlar bu bilinenler, tabi yeni adaylar ve ölenler listeyi değiştirebilir. Bakanlığın verilerine göre bu yıl 3 bin 270 hastaya organ nakli yapılmış. Bu organların 2 bin 527 si canlıdan, 743’ü kadavradan alınmış…
Durum böyle arkadaşlar…19 bin 466 böbrek bekleyen hasta var ise bunu 5’e çarpsak bunların sorunlu çıkanlarını elesek geri kalanlar, bu kişileri topluma kazandıracaklar…Ama o bilince ulaşmış yakınlar ile, yoksa hasta kendini ve çektiğini gördüğü için yakınından isteyemiyor…
Şimdi size sıkı durun bir hafta önce nakli canlı insandan alınan böbrek hikayesini anlatacağım…
Bu aile Safranbolu’da yaşıyor. Tesadüfen tanıştım ve hala telefonla görüştüğüm kişiler. Evin hanımı emekli oldu tam rahat ettim derken, birden inmeyen tansiyon ve arkasından ödemler vs. Teşhis ŞOK ŞOK böbrekler iflas. Aylardır diyalizde, en son karar verdiler evden birileri bağış yapmalı ve bu sorun çözülmeli. Annesi, abisi, eşi ve oğlu vermek istiyor. Annenin sorunları yüzünden eleniyor, kardeşide aynı şekilde, oğlunun vermesini anne istemiyor (ama oğul gönüllü) sonunda eşinde karar kılıyor doktorlar. Kendileri şu an 15 gündür Antalya, Kültür Mahallesinde ev tuttular, yaklaşık 6 aya yakın kalmaları gerekiyormuş. Akdeniz Üniversitesinde başarılı bir operasyonla eşinden tek böbrek alınıp hanımına naklediliyor. 16-Kasım-2012 de, az önce konuştum karı-koca her ikisi de sağlıklı. Ağrıları var, kolay değil tabii ki; şimdi iyileşme sürecine ve takibe alındı…Zamanla daha iyi olacaklar. Bayan çok mutlu, ‘’yaşama yeniden döndüm sanki’’ diyor. Sanki değil kesinlikle döndü…Bol şanslar diliyorum…
Ve sesleniyorum, sizin vermeye kıyamadığınız böbreğinizin tekini dışarıda ki kişilerden hiç beklemeyin…Yakınlarınız iyileşsin istiyorsanız elinizi çabuk tutun…
HADİ ORGAN BAĞIŞINA, BİR ÇOK HAYAT KURTARMAYA, YARIN BİZ OLUP OLMAYACAĞIMIZ BELLİ DEĞİLKEN…
Bu mutluluğu yaşayın ve yaşatın…
Sevgi ve sağlıklar diliyorum…
4 Eylül 2012 Salı
Bir Yıl Dönümü: Ortak Kalpler Türküsü
15 Eylül 2000 tarihli gazetelerin birinde şöyle bir haber yer alıyordu : “Profesöre Hayat Verdi: Cinayet kurbanı işçi Cem Canbay’ın kalbi Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’a başarıyla nakledildi.” Operasyonu yapan Dr. Mustafa Özbaran, “bulunan kalp kilo, boy ve kan grubuna çok uygun olduğu için sorun yaşamadık. Fakat hocamız altı ay boyunca kalp beklerken ruhen çok yoruldu. Bunun için çok iyi dinlenmesi gerekiyor” dedi” (Milliyet Ege,15.09.2000).
Aradan 12 yıl geçmiş. Bu süreçte kimler yer aldı ? O güzelim organı bağışlama özverisinde bulunan rahmetli Cem ve ailesi; bu yüreğin bulunması, getirilmesi ve bir başka vücuda aktarılması sürecinde yer alan onlarca hekim, hemşire ve diğer çalışanlar; 14 Eylül 2000 gecesinde kanlarını vererek yeni yüreğimin vücuduma yerleşmesinde büyük katkıları olan yedi kan kardeşim (adları yüreğimin en ücra köşesinde yazılı); iyileşme sürecinde her türlü özveriyi gösteren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Kardiyoloji ve Kalp-Damar Cerrahisi’nin çalışanları; tedavi sürecinde her türlü maddi manevi desteğini esirgemeyen üniversitemin üst yönetimi; ailem ve dostlarımın katkısını hep yanımda hissettim.
Sonsuz teşekkürler hepsine.
Bu arada söz etmek istediğim bir kişi daha var : Talat Kırcan.
Kırcan, 5 Aralık 2000 tarihli Hürriyet Ege’de “Her şair Biraz Yalnızdır” adlı yazısı ile “Zaman Çiçeği” kitabımı tanıtan güzel bir yazı yazmış. Birkaç ay sonra sayın Kırcan ziyaretime geldi. İçten, insan bir kişi olarak onunla tanışmaktan mutluluk duydum.
Kalbini bağışlayan Cem için bir şiir yazmıştım : “Işık Veren Delikanlının Türküsü”. Şiiri onunla paylaştım. Sevgili Kırcan bu şiirle ilgili, önce“İzmirİzmir Kent Kültürü Dergisi”nde, sonra da “Edebiyatturk” sitesinde “Ortak Kalpler Türküsü” adlı yazı yazdı. Böylece şiirin ve ikinci şiir kitabımın isim babası Talat Kırcan oldu.
Evet “yaşamak güzel şey”; ama “yaşatmak daha da güzel”.
Haydi organ bağışına..
12. yaş günümde, sevgili Cem Canbay’a Tanrı’dan rahmet dilerim. Bu yazımda ona yazdığım şiiri paylaşmak istiyorum. T.A.Ç.
*
ORTAK KALPLER TÜRKÜSÜ
Cem Canbay için
"güya ki yaprağın biri
düşmüş de, ağaç
kökünden sarsılmış gibi"
düşmüş de, ağaç
kökünden sarsılmış gibi"
Hilmi YAVUZ
Coşkulu bir kalabalıkla aşacaksın yeryüzüne
çiçeklerde dolaşan binbir renktir gözlerin
akşam inmiştir gün ışığı pencerene
çocukluğun koşuşturduğu bir avludur yüreğin
dilsiz, ama gülmesini bilen bir çocuk
leylaklarda uçuşan kelebekler kadar
suskun ve sessizdir yüreğin
delikanlım
nasıl yazsam şiirini senin?
çiçeklerde dolaşan binbir renktir gözlerin
akşam inmiştir gün ışığı pencerene
çocukluğun koşuşturduğu bir avludur yüreğin
dilsiz, ama gülmesini bilen bir çocuk
leylaklarda uçuşan kelebekler kadar
suskun ve sessizdir yüreğin
delikanlım
nasıl yazsam şiirini senin?
İşte bıraktın yalnızlığını, öfkeni, sevdalarını
hades'ler seni bekliyor diye korkma
sen de beklenen birisin melekler katında
kendini beklemelisin, beni beklemelisin
çık yer yüzüne, çiçek ol saksılarda, kırlarda
herkesin, illa ki ikimizin yüreği ile
sevdalanmalısın yeniden yaşamlara
delikanlım
nasıl bestelesem şarkını senin?
hades'ler seni bekliyor diye korkma
sen de beklenen birisin melekler katında
kendini beklemelisin, beni beklemelisin
çık yer yüzüne, çiçek ol saksılarda, kırlarda
herkesin, illa ki ikimizin yüreği ile
sevdalanmalısın yeniden yaşamlara
delikanlım
nasıl bestelesem şarkını senin?
Doktorlar var kardeşim
bilimin en kuytu kıyılarında
bir ipekböceği gibi dut yaprağına
kalbimin çiçeğini dokumakta
...ve kalbimde sen olmalısın
yedi renkli gökkuşağı örneği
bereketini müjdelemelisin
yağmurlu günlerin
iki bin yılının on altı eylülünde
yeni doğmuş bir bebek gibi
gülümsemelisin dünyaya
delikanlım
nasıl söylesem türkülerini senin?
bilimin en kuytu kıyılarında
bir ipekböceği gibi dut yaprağına
kalbimin çiçeğini dokumakta
...ve kalbimde sen olmalısın
yedi renkli gökkuşağı örneği
bereketini müjdelemelisin
yağmurlu günlerin
iki bin yılının on altı eylülünde
yeni doğmuş bir bebek gibi
gülümsemelisin dünyaya
delikanlım
nasıl söylesem türkülerini senin?
T. Ayhan ÇIKIN
http://blog.milliyet.com.tr/bir-yil-donumu---ortak-kalpler-turkusu/Blog/?BlogNo=377438&ref=fblike19 Temmuz 2012 Perşembe
YAŞAMLA BARIŞIN ŞAİRİ : T. AYHAN ÇIKIN-17
YASAK
Açıklama : Mustafa Karataş[1]
Beste ve yorum :Mert Demir[2]
Sayın Misafirler,
Hocamız,
Prof.Dr. ve Şair T. Ayhan ÇIKIN’ın hayatını, edebî kişiliğini ve şiirlerini
konu edindiğimiz bu güzel buluşmayı noktalamadan önce konuşmacılarımız Sayın
Hocam Hamdi Topçu’ya, Sayın Atila Er’e; şiirleri okuyan sevgili öğrencilerime,
bağlamayla bize eşlik eden sevgili öğrencim Mert Demir’e, hocamın hayatını
anlattığımız videoyu hazırlayan meslektaşım Dr. Volkan Dayan’a ve tabii ki de
Türkçeye ve Türk edebiyatına yazdığı nefis şiirlerle hizmet eden, bu etkinliği
hazırlarken her türlü konuda bize yardımını esirgemeyen Sayın Hocam Ayhan
Çıkın’a ve son olarak da siz değerli dinleyicilerimize çok teşekkür ediyorum.
Sevgili
öğrencim Mert Demir, Ayhan Hocamızın “Yasak”
şiirini bestelemiş . on olarak Mert
Demir’in sazından ve sesinden bu şarkıyı dinleterek programımızı son veriyoruz
:
Y A S A K
Söz: T. Ayhan ÇIKIN; Beste : Mert Demir
ellerime yağmur bulutlarından yağar gözler
sonrasız bir şarkıya durur rüzgarda güller
bir şaşkın yağmuruz yollarında gizlice
nasırlaşmış bir ayak gibidir bozkırda akşamlar
gelin saçları gülemez gayrı buğday başaklarında
atlı bir eşkıyadır akşam gelip kapıda duran
aşk türküleri yakılır ayrılıklara ‘gesi bağlarında’
oturulur meşk alemine yarından habersiz
gizli bir ihanete doğru yol alır geceler
bir çiçek büyür kitaplar boyu satırlarda
bir bir çözülür beyinlerde yasak bilmeceler
T. Ayhan ÇIKIN
YAŞAMLA BARIŞIN ŞAİRİ : T. AYHAN ÇIKIN-16
CUMHURİYET TÜRKÜSÜ
Açıklama : Mustafa Karataş[1]
Şiiri yorumlayan :Öğrenci korosu[2]
Şair
T. Ayhan Çıkın’ın, şiirlerinden bazılarını sizinle paylaştık. Şiirlerinde başta
özgürlük, emek, aşk, barış olmak üzere insanlığı ilgilendiren temel kavramları
işlediğini anlatmaya “Özgürlüğün Elleri”
şiiriyle başladık ve dedik ki şair yılmaz, yorulmaz bir özgürlük savunucusudur.
Her şey değişebilir insan hayatında, kalbi bile! Şair için ise değişmeyen tek
şey özgürlük mücadelesidir. Aşkları değişti, mücadelesi asla…
İşte
bundan olsa gerektir. Ayhan Hocam, tam bir Türkiye Cumhuriyeti âşığıdır. Bu
ülkenin, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen özgürlük mücadelesinin bir
eseri olduğunu, çok zor şartlarda kurulduğunu çok iyi bilir.
Ve “Bilge Dede” T. Ayhan ÇIKIN, burada
paylaşacağımız son şiirini de Cumhuriyet üzerine söylerken Bilge Kağan’dan
başlayıp “Korkma” diyerek İstiklal
Marşını yazan Mehmet Akif’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e kadar gelerek “Ey Türk Gençliği” hitabında zirvesine
ulaşan Türk nasihat geleneğine bir halka daha ekler ve haykırarak Cumhuriyet’in
de türküsünü söyler :
CUMHURİYET
Türküler söylensin ülkende, kopmasın kıyamet
Yaşat Kurtuluş’u içinde, bırakma hoyrat ellere
Özgürlük kuşu gibi doğsun yüreğine Cumhuriyet
Barış türkü olmalı dağlarında Anadolu’nun
Zeytin sabrıyla büyütmelisin beyninde hürriyeti
Yılma!... Dört bir yandan çevrilse de yolun
Can damarın gibi korumalısın Cumhuriyeti
T. Ayhan ÇIKIN
Yaşamla barışın şairi : T. Ayhan ÇIKIN-
video
YAŞAMLA BARIŞIN ŞAİRİ : T. AYHAN ÇIKIN -15
RED - Dİ AŞK
Açıklama : Mustafa Karataş[1]
Şiiri yorumlayan : Buse BİLLOR [2]
Bugün
2012’nin Nisan ayındayız. Hocam T. Ayhan Çıkın’nın yaşı altmışı geçmesine
rağmen kalbi henüz otuz beşinde…Yani Cahit Sıtkı’nın dediği gibi yolun
yarısında daha. Zihni ise hâlâ pırıl pırıl.
Ancak farkında köprünün altından çok suların geçtiğinin. Az da olsa bir
yorgunluk var. İşte bu yorgunluk bazen karamsarlığa bazen de umursamazlığa
neden oluyor. Hiçbir şey yaşamın hızla akıp gitmesini etkileyemiyorsa ne fark
eder ki ayrılık varmış, yokmuş: Nasıl olsa bir varmış bir yokmuş insan!
RED
- Dİ AŞK
boşuna mı çekilir ayrılık acıları
boşuna
mı taşınır polenler arı kanatlarında
çiçeklerin meyveye durması boşuna mı baharda
boşuna
mı bunca yıl taşıdığım kalp ağrılarıyaşanılası dünyadan kopup gitsem de
farketmez.
saklanır mı sıcacık umutları çocukların
çatlatırken tohum toprakta kabuğunu
çırılçıplak uzanmışsın soğuk gecelerde yatağına
kanatsa
da hoyrat bir kateter yüreğinin damarınısevdanı sevdama sarmalayıp da gelsen
farketmez.
koyu kahve renginde akşam karanlıklarının
dolaşsan yıldız ışıklarında nif dağını
sığırtmaçların
çıplak ayaklarına sor sen yoksulluğubir tas tarhana sunsan da açlığına çobanın
farketmez.
evliya çelebi'nin izleri kaldı mı anadolu
yollarında
bir
set çeksen akdeniz'e çoban ateşlerinden
şarabı keşfederken ağrı dağı'nda nuh'un keçisi
kurutsa
da şeytanın nefesi toroslarda yaşam ağacını
farketmez.
boşuna sıkma canını cancağızım
kaç eylül kaldı şurada yaşanılıp gidilecek
marsias'ın kavalını inletse de spil'in yeli
bir
nympha güzeli de olsan
yüreğini yüreğime sarsan da gelsen farketmez.
T.Ayhan ÇIKIN
http://www.divitt.net/index.php?route=view_det&id=107
Yaşamla barışın şairi : T. Ayhan ÇIKIN-
video
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

