17 Temmuz 2012 Salı

İzmir'de Kalp Hastaları ve Kalp Nakillileri Derneği Açıldı

Kalp nakli olduktan sonra diğer hastalar için de seferber olan Gazeteci Çağatay Çağlar öncülüğünde kurulan Kalp Hastaları ve Kalp Nakillileri Derneği, İzmir Balçova'da açıldı.


Kalp nakli olduktan sonra diğer hastalar için de seferber olan Gazeteci Çağatay Çağlar öncülüğünde kurulan Kalp Hastaları ve Kalp Nakillileri Derneği, İzmir Balçova'da açıldı.
Kalp nakli yapılanları bir çatı altında toplayarak dayanışmalarını sağlamak, organ bağışını özendirmek ve kalp sağlığı üzerine çalışmalar yapmak için Kalp Hastaları ve Kalp Nakillileri Derneği kuruldu. İzmirli Gazeteci Çağatay Çağlar ve arkadaşı Umut Şengül öncülüğünde kurulan dernek, Balçova'daki binasında hizmet vermeye başladı. Derneğin açılışı için düzenlenen törende konuşan Çağatay Çağlar, bu oluşumu eşleri ve aileleri başta olmak üzere pek çok kişinin desteğini alarak ortaya çıkardıklarını kaydetti.
"Biz bu sıkıntıları yaşadık, başka insanlar daha bilinçli olsun, yalnız kalmasın istedik" diyen Çağlar, kalp hastalığı yaşayan insanlara yardımcı olmak kadar organ nakli ve kalp sağlığını koruma bilincini de yaymak istediklerini vurguladı.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel de uzun yıllardır tanıdığı Çağatay Çağlar'ın rahatsızlık günlerine tanıklık ettiğine değinerek, "Şimdi Çağatay bu hastalığı yenmekle kalmadı, yenmek isteyenlere de örnek oldu. Eşi ve çocuklarının desteğiyle yaşama tutundu. Türkiye'de kalp nakli olan ilk gazeteci oldu" dedi. Organ naklinin hayat kurtardığını da vurgulayan Sertel, bu konuda da duyarlılık çağrısı yaptı. - İzmir

7 Temmuz 2012 Cumartesi

KİMLİK

Cem,
   16 Eylül 2009
  seninle karşılaşmamızın 10. yılına giriyoruz.
   Kalbi(m/n)  33 yaşında, tenim 64 …
   Doktorlar, kalp naklinden sonra kapattılar dosyalarını…
  Ya  nakil sorası yaşantımız ?
  33’lük kalp, 64’lük ten…
  İçimde müthiş bir çelişki
 Ve aklımda hep sen
 Rahmetle anıyorum seni….”  
      
**
At korkularını zamanın sonsuzluğuna
Kalmasın içinde geçmişin yıkıntıları
En güzel gecelerini koy  masaya
Bir ‘an’ olsa da yaşa ‘aşk’ın ateşini
Nympha’ların çılgın danslarındaki adam
Kaybetmiş haritada kendi yüreğini

 

Yanıbaşından kayıp giderken zaman
Sorgulandın mı hiç ölüm taşında sen
Çizerken  portresini yaşamın ‘ince gülü’
                     -sonsuzluğa göçüş mü?  -
Seninle   bir kez yaşamanın  ödülü ?
 

Taşı  yüreğinde  sevdanı
                             - beyninde düşü-
Çekinme,  gir otuzundaki bir yüreğe
Marsias’ta gör  ritmini     tutkunun
Ateşle gençliğinde altmışındaki bir teni
Tut  ellerinden yalnızlığın gecelerini
Eğil, sor çöldeki durgun sulara
‘Kaybolmaktaki  yüzün kimliğini’
        T. Ayhan ÇIKIN             Bodrum, Eylül 2009

12 Mayıs 2012 Cumartesi

YORGUN PROFESÖRÜN GENÇ YÜREĞİ*


Ölüme iki gün kala 23 yaşındaki bir gençten sağlanan kalp nakliyle yaşama yeniden merhaba diyen Prof. Dr. Çıkın, 56 yaşında serüvene devam ediyor. Gazetemizin Genç Kalemler Bölümü'ne şiir gönderen Çıkın, "Aslında hem gencim hem yaşlı" diyor.

OZAN YAYMAN
İZMİR-  23 yaşındaki bir gencin kalbiyle yeniden yaşama dönen Ayhan Çıkın, kalbinin Türkiye ve insanları uğruna yorulduğunu belirtiyor. Yeni yaşamını şiirlerle donatan Çıkın, “O çocuk bana bir kalp verdi, ben o kalbi sevgiyle bezeyerek çoğaltıyorum” diyor.
Edip Cansever'in şiiri gibi:
``Sana bir karanfil verdim/Sen onu bir başkasına/Derken karanfil elden ele''.

Ayhan Çıkın'ın öyküsü bu şiirin yansıması. Ona bir kalp verdiler, o, çarpan kalbin heyecanını pek çok insana ulaştırmak için yeni bir söz verdi.Sözünün öncesinde de, aynı heyecanları yaşadığını söylüyor Çıkın. Ama bir şeyi eklemeden geçemiyor:
``Kalp nakli iki gün daha gecikseydi şu an yaşamıyordum. Yeniden doğmuş gibiyim. Yaşamın kıymetini benim kadar bilecek kaç insan var ki?''
Bunları söyleyen Çıkın yaşadığı çelişkiyi aktarmadan geçemiyor:
``Yeniden doğmak çok güzel bir şey. 23 yaşında bir gencin kalbinin üzerinde yaşamak biraz üzüyor. Bir kurşuna geleceğini veren genç, beni yaşatan. Ağır bir şey bunu bilmek. Çelişkiler içindeyim. O olsaydı, ben şu an olmayacaktım diyorum. Ve “Cem hayatta ne yapmak istiyordu” diyorum. Bunun peşine düşeceğim. Ama henüz cesaretim yok. Bir şeyi biliyorum ki, sorumluluğum bir kat daha arttı''.
Gazetemizin “Genç Şairler” adlı köşesine
bir şiir yolluyor, 1946 doğumlu Ayhan Çıkın. Ardından ekliyor: ``Bu, genç şairler için ayrılan bir köşe” yanıtını aldım. Ben de, “23 yaşında bir kalbi yaşattığımı” söyledim. “İlgi çekti sanırım ki, sen buradasın.”

Ayhan Çıkın'a kalbini veren gencin ismi Cem Canbay. Dört yıl birlikte yaşadığı K. K.’dan ayrıldıktan sonra kadınının kardeşi tarafından başından kurşunlanarak hayata veda ediyor. Ardından, ailesinin isteğiyle organları bağışlanıyor ve kalp yetmezliği çeken Ayhan Çıkın'a, yeni bir hayat oluyor...
1980'li yılların sonunda başlayan kalp rahatsızlığı Çıkın'ı pek çok kez krizlerle karşı karşıya bırakmış. 1992 yılında kalp nakli teşhisi konuluyor ama o yıllarda Türkiye'de mümkün değil. Sonunda hastane süreci başlıyor. 2000 yılının Mart ayında sürekli olarak hastanede yatmaya başladığını söylüyor Çıkın, bir yıla yakın kalp beklediğini kaydederek, “Derken 2000'in Eylül ayına geldik. 16 Eylül kalp naklimin olduğu gündür. 2 gün daha bulunamasaydı yaşamıyordum. Dostlar söyledi bunu.”

Genç Şairler köşesine yolladığı şiir de Cem'e ithaf: Şiirin adı, “Işık Veren Delikanlının Türküsü”:
Coşkulu bir kahkahayla aşacaksın yeryüzünü”
diyerek başlıyor türkü ve:

“çiçeklerde dolaşan binbir renktir gözlerin/akşamdır,inmiştir günışığı pencerene/ çocukluğun koşuşturduğu bir avludur yüreğin/dilsiz, ama gülmesini bilen bir çocuk/leylaklarda uçuşan kelebekler kadar/ suskun ve sessizdir yüreğin/ delikanlım/nasıl yazsam şiirini senin?

İşte bıraktın yalnızlığını, öfkeni, sevdalarını/hades'ler seni bekliyor diye korkma/sen de beklenen birisin melekler katında/kendini beklemelisin, beni beklemelisin/çık yeryüzüne, çiçek ol saksılarda, kırlarda/herkesin, ama illa ikimizin yüreği ile/ sevdalanmalısın yeniden yaşamlara/delikanlım/nasıl bestelesem şarkılarını senin?

Doktorlar var kardeşim/ bilimin en kuytu kıyılarında/bir ipekböceği gibi dut yaprağına/kalbimin çiçeğini dokumakta/... ve kalbimde sen olmalısın/yedi renkli gökkuşağı örneği/bereketini müjdelemelisin/ yağmurlu günlerin/ikibin yılının onaltı eylülünde/yeni doğmuş bir bebek gibi/gülümsemelisin dünyaya/delikanlım/nasıl söylesem türkülerini senin?”


Ayhan Çıkın, kırsal kökenli. Muğla'nın köylerinde büyüdüğünü söylüyor. Üniversiteye kadar Muğla'da yaşıyor. Ardından Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde başlayan öğrencilik yılları ve aynı üniversitede profesörlüğe ulaşan çizgisi.
Akademisyenlik yıllarıyla birlikte 1960’lı ve 1970'li yıllarda Ege Bölgesi'ndeki köylülerin kooperatif çatısı altında birleşmeleri için mücadele ettiğini söylüyor. Ege'deki hemen
tüm köyleri sosyalizm idealiyle örgütlediğini söylüyor hem de sıkı bir Marksist olduğunu.
``Kalbin neden yoruldu dersen?''  diye başlaşıp,68'li vurgusunu yapıyor. ``Kalbim bundan ötürü yoruldu''  diyor. O yıllarda eşit, üreten ve paylaşan bir toplumun özlemini hissettiklerini vurgulayarak, “Ne var ki, daha güzel bir dünya düşlerken, payımıza hep acı düştü'' diyor. Çıkın, sürekli olarak komünist damgasıyla yaşadıklarını söyleyerek, “12 Mart'ta da, 12 Eylül'de de çok büyük sıkıntılar çektik. Gencecik insanlar, bu ülke için çok şey verebilecek insanlar yok edildi, ezildi. Birçokları heyecanlarının bedelini canlarıyla ödedi. Ben ve benim gibi niceleri de, bedenindeki tahribatlarla''  görüşlerine yer
veriyor.(Solcu) Komünist damgalı yıllardan söz açılınca büyük bir heyecanla anlatıyor:
``1970'li ve 1980'li yıllar büyük bir baskı dönemiydi. Solculuk, komünizmle eş anlamlı algılanıyordu egemen güçlerce. Türkiye'nin bugünkü sıkıntılarının temelinde yurtsever
gençlerin yok edilmek istenmesi yatıyor. Hala dışarıdan bir şeyler bekleniyorsa nedeni pırıl pırıl genç insanların ezilmesi ve onlara söz hakkı verilmemesidir. Suçlu bir toplum yaratıldı(!). Gençlerin sırtından bu ağır yükü kim kaldıracak ?'' diye soruyor.
``Kalbim yine çarpıyor/Kalbim yine çarpacak''. diyerek başlıyor heyecanını yansıtmaya:
``Henüz köylülüğü aşamadığımız bir toplumda işçi, sanayi programlarını uygulamanız mümkün değil. Bunlar bir evrimin parçaları. Batı tipi demokrasi kuracaksanız, köylülüğü aşmanız gerekir. Türkiye hala kırsal toplum özelliğini üzerinden atamadı. Dünya çok hızlı değişiyor. Teknolojik gelişim öyle bir hal aldı ki !?''
1930'lu yılların, modern Türk insanını yaratma sürecinin başlangıcı olduğunu dile getiriyor. ``Atatürk'ün başını çektiği mücadele bu uğurda verildi'' diyor. Cumhuriyetin kazanımlarının yeterince korunamadığını vurgulayarak, ``Biz bir yana  laik eğitimi koymuşuz, bir yana da din eğitimini öne çıkaran okullar açmışız'' diyor. Bu tutumun kamplaşmaları beraberinde getirdiğini söylüyor. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim felsefesinin günümüze kadar taşınamadığını belirterek, ``Başarabilseydik her şey daha farklı olurdu'' diyor. Türkiye'nin öz değerlerini işleyemediğini söyleyen Çıkın, ``Dışarıyla bir yere kadar. Kendi değerlerimizle bir yerlere varmalıyız. Kendi dinamiklerimizi harekete geçirmeli ve üretmeliyiz''  diye konuşuyor. Yapılması gerekenin yabancılar gelmeden sorunların çözümünü sağlamak olduğunu vurguluyor. ``Onlara fırsat vermeden
kendimiz almalıyız kararlarımızı. Onlar, bizim en sıkışık anımızda geliyorlar. Fırsat vermemeliyiz'' diyor.

Türkiye üzerine anlatacakları bitecek gibi değil.
``Bu kalp sadece ülke sorunları için yorulmaz. Kimler için attı?'' sorusuna yanıtı, kısa ve net:
``Eşim için.''
Başka heyecanlar yok muydu?'' merakına yansıttığı, sadece bir tebessüm.

Hastanede yattığı günlerde ölümü soluduğunu da sözlerine ekliyor.
``O süreçte yani ölüm sürecinde pek çok şeyle yüzleştim,sorgulamasını yaptım. Ailemle, mesleğimle,arkadaşlarımla,ideolojimle.Sorgulamalarımın tümünden rahat çıktım'' diyor.
Adeta, gittiğini ve geldiğini söylüyor. Ama yine de vurgulamadan edemiyor:
``Ölümle yüz yüzeydim. Yine de hiçbir yere gitmedim. Yine sosyalistim, yine halktan, haklıdan ve bilimsel düşünceden  yanayım. Düşünsel ve ideolojik olarak olduğum yerdeyim.”
Sorgulamalarından birisinin de, Atatürk olduğunu kaydederek, ``Çağdaş Türkiye'nin mimarı o ve arkadaşlarıdır'' diyor.
Kalbinin şimdilerde saat gibi işlediğini söylüyor Çıkın. Önceki kalbinin son dönemlerinde çok hırçın olduğunu kaydediyor. Yeniden doğmanın hazzından söz ediyor.
``Yaşamak güzel şey be kardeşim'' diyerek.
Kendisinin ve tüm aile fertlerinin organlarını bağışladığını da eklemeyi unutmuyor.


---------------------------------
(*)  Bu röportajın  özeti  16 Ocak 2002  tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin 3. sayfasında yayınlandı.

YARINLAR DAHA DA GÜZEL

-          Sayın Ayhan Çıkın’a sevgiyle –

 “insan çiçek
  insan yaprak
  kökleri suyu arayan güz ağaçlarında dal ucu
  alacaklıyız yaşamdan
  uyanmalıyız çok yere
  yeşerip te her mevsim yeniden
  gülümsemeliyiz göklere”


                                 Bahri Karaduman
                                   İzmir, 16 Eylül 2002

gönülden özlersen eğer
bilirsen çağırmasını
masmavi gökyüzü oradadır
gelir


masallarda değildir her güzel şey
belki yanında yanı başında durur
boynu bükük bir çiçek
su vermeni konuşmanı bekler
güler yüzün canlandırır onu


yollar hep gurbet değildir
en umulmadık anda buluşturur
sevgileri sevgilileri
yaşanmamış güne saklanır güzellik


özlersen gönülden esenliği
çağırmasını bilirsen eğer
güz yağmurları göklerdedir
mutlaka gelir

Nice yıllar dileğiyle saygılar...

Bahri Karaduman
İzmir, 12 Eylül 2004

YALNIZ AKKAYA

-Ağabeyim Ayhan ÇIKIN için –
Akkaya’nın tepesinde 
Güneş erken batarmış.
Eteğindeki bağlar,
Birbirine bakar..bakarmış.
Kiraz bahçeleri,
Sessizliğe ağlar,
Yanında akan sular
Bir çıkar..bir batarmış.
Ben akkaya’nın gölgesiyim.
Bağım şaraba hasret,
Suyum bakana.
Taşlı yolum gelip te  kaçmayana,
Ocağım ateş...
Dumanım alev ister.
Şu kısacık ömür,
Bir avuç sevgi ister.
Ben akkaya’nın soluğuyum.
Büyük ceviz ağacı,
Yuvamın nişanesi.
Bahçedeki demir kapı mı ?
Kır kilidi, gir içeri.
 
                 Ufuk EGÜZ
                                  İzmir, 2002

KOCA YÜREKLİ ADAM

Koca yürekli bir adam onun adı
Kalbi iki atan üç coşan
Sevgiyi seven, ikiz yürekli bir adamdı O,
İki dünyanın insanıydı O,
Ayni anda hem giden hem kalan
Direnmiş başında dolanan meleklere
Gidin!.. şu an değil, sonra demiş
Dağlara yağmış kar gibidir senin başın
Anamın açtığı yufka gibidir senin hali ruhiyatın
Şeffafsın, yalınsın, biraz da komik, çok duygusalsın
Sen büyüklerin ustası, küçüklerin yoldaşısın
Gökyüzü çok aydınlıktı o gün
Ağaçlar konuşuyor
Böcekler koklaşıyordu
Duydunuz mu toprağın babası dönmüş diyorlardı
Bütün canlılar canına
İnsanlar can dostuna kavuşmuştu
Sen bir mucizesin sen bir armağansın
Sen hepimizin çok sevdiği
Koca yürekli bir babasın
Rahmet olsun babana
Baban  taşıdı kanatlarında seni dünyaya

E.K. 
Ocak 2006, Turgutlu

BİR YUDUM SEVGİ


Bir yudum sevgi mi ?
                      dileğin
                       bilmeyene
Bir yudum nefes mi ?
                       istediğin
                       görmeyene
Gönlüne bak
           topladığın kır çiçeklerine
           koparıp atmak için çırpındığın
           savurmak
           sonsuza dek

Kara bulutlar senin değil
         azığını çıkınını açtığın
         gönlü güzel
             ufku ışık yılı
             yolu aydınlık
                       insanlar
                               senin

                       Ali  CENGİZ
                          Emekli Hava Albayı
                                               Dikili, 15 Temmuz 2001