12 Mayıs 2012 Cumartesi

İSİMSİZ EYLÜL ŞİİRLERİ


Eylüldür uzun ve yorgun saçlarıyla gelir
Kaç şımarık ağustos koşmuştur peşinden
Solgun güzelliğinden bin aşiftelik dökülür
Zamandır kayıp giden gönlünün ortasından
Eylüldür birden perilerin üşür


Hangi sevda düşmez ki aklına onca  yıldan
Yeni yeni çatlarken içinde tomurcuklar
Aysel mi, Perihan mı,Nalan’sa unutma ha
Kimi uykular yoldurtmuştur kimi sancı şuranda hala
Eylüldür birden anıların üşür


Sıra sıra, çanta çanta  sararmış kitapların
Hangi dersten ikmal, hangisinden kalmıştın
Kimi kızgın, hiddetli kimi okşar gülmeni
Serin bir gölgelikte mi yatıyor hocaların
Yaşıyor mu yoksa ortasında sararmış bir fotoğrafın
Eylüldür birden kitapların üşür


Sıradan değil   artık aldığın her nefes
Söylediğin her şarkı sıradan değil
Elini bıraktılar çoktan düşlerin ürperir
Sen kaçsan da peşinden sevda’nın saçları gelir
Eylüldür birden şakakların üşür


Çoktan çekildi el ayak, boşaldı sokakların
Bütün tenha meyhaneler, kadehler çoktan yarım
Hadi sen tut ellerinden yaşanmış anıların
Bir gül dökümü öyküsü ser eteklerine sultanının
Desem, eylüldür birden başakların üşür
                             
                                                         Onur ŞENLİ

Ortak Kalpler Türküsü/T. Ayhan ÇIKIN

Atila ER
Şiirin gerçek emekçisi sevgili dost Atila Er’e sevgi ile, şiir ile…” diye not düşmüş, henüz daha mürekkep kokusu dağılmamış ikinci şiir kitabının ilk sayfasına, T.Ayhan Çıkın. Altmış yıllık yaşamın acılarından sağalttığı ve yaşatmağa çabaladığı zaman çiçeklerinin kokusunu devşirmiş şiirlerinde : Biraz yorgun, biraz dingin, biraz kırgın…
O, Şadan Gökovalı’nın dediği gibi “yozmamış bir Anadolu çocuğu, gerçek bir bilim adamı ve has bir şair.”
Sanatsal yaşamını kısaca bir göz attığımızda, ilk şiirlerinin Ege Ekspres gazetesinde yayımlandığını görüyoruz (1960-1970). Ayni dönem içersinde Demokrat İzmir, ve Yeni Asır gibi bölgesel gazetelerde de şiirlerine rastlıyoruz. Ferayi, Mendos, Varlık, Yansıma, Çatlı, Hisar,İmece, Minerva ,Dönemeç,Ortaklaşa, Damla,.. vb.  dergilerde de Ayhan Günhan, Tuğhan Ayhan, Aşık Köylü vb. takma adlarla (mahlas) şiirlerini yayımlıyor Ayhan Çıkın.
Bilim alanındaki yoğun çalışmaları onu şiirden birazcık alıkoysa da, aslında onun yüreğinin  büyük bir coğrafyasında şiir bahçeleri her dem canlı kalmıştır. İşte bu şiir bahçelerine verdiği değer/emek  onun biraz da nesnel anlamdaki  - mesleği gereği – tarım bahçelerine verdiği önemden kaynaklanıyor kanımca. O, bir ziraat profesörü. “Çiftçi örgütlenmesi  ve Tarımsal Kooperatifçilik” dalında bir uzman bilim adamı. Mesleği ile ilgili bir çok kitabı yayımlanmış : Genel kooperatifçilik, Mikro Ekonomi, Kooperatifleşmenin Tarım İşletmelerine Ekonomik Etkileri, Kırsal Alanlarının Sanayileşmesi ve Kooperatifler, AB’de ve Türkiye’de Tarımsal Kooperatifçilik Hareketleri…vb..dir. 1995’de Fransız Hükümeti tarafından “Fransız Tarım ve Gıda Kalite Plaketi” ile ödüllendirilir.  Meslekten emekli olduktan sonra kendini tamamen şiire veren Çıkın’ın çıkınından iki şiir kitabı çıkagelir. İlk şiir kitabının adı : Zaman Çiçeği.
Böylesine önemsediğim bu kısa grizgahtan sonra tekrar onun yeni kitabına dönelim istiyorum .

“ORTAK KALPLER TÜRKÜSÜ”

Güzel bir kitap adı. Ayni zamanda da anlamlı. Bu kitapta yer alan şiirleri okuduğunuz zaman, “anlam”  sözcüğüne yüklediğiniz anlamı daha iyi kavrayacaksınız. Kitabına Şükran Kurdakul’un bir şiirinden alıntıyla başlamış Ayhan Çıkın.
“Bir solukta yaşadım ve tükettim tümünü/ Bir solukta gördüm elli üç yılda gördüğümü…/ Sonunda yorgun yürek ‘duy…’ dedi işte,/ Sessiz sedasız gidilecek günü.”
Bu alıntı tesadüfi değil elbet; bilinçli bir seçim.
Hem kitabının içeriği ile örtüşüyor, hem de kendi yaşamındaki gerçeklerle. 2000 yılında geçirmiş olduğu Kalp Nakli ameliyatından sonra yaşama daha bir sıkı sıkıya sarılır şair. Ayni bedende buluşan  iki ayrı kalbin ortak türküsü olur bu çığlıklar. Dalga dalga yayılırlar. Ölümle dirim arasındaki bir serenaddır bir bakıma. Dirençtir, sonrasında tutkuya dönüşen. Bir şair yüreği kolayına teslim olmazdı Ölüme, olmadı da… O da şiirleriyle meydan okudu ölüme. “Seni yeneceğim, seni yeneceğim ey kalleş ölüm,  bir şiirin direnen dizeleriyle!”  dedi ve yengiyi tadan taraf oldu elbet.
İşte şiir bu!..
Direnmek, meydan okumak.
-          “Ne adına ?”
barış, özgürlük, demokrasi, yaşam, emek,vb.. daha nice önemli insani değerler adına.
-          “Peki neye, kime karşı?”
Elbette bütün insani değerlere gözünü dikmiş, onları yok saymış, bireysel çıkarlarını toplumsal çıkarların önüne geçirmiş insanlık düşmanlarına karşı…
İşte, şiirin en önemli işlevlerinden birisi de, insanları direnmeyi öğretmesidir. Çirkin olan her şeye karşı…
Ayhan Çıkın da bu direnci gösteren namuslu şairlerimizden yalnızca bir tanesidir. Güzel olan da bütün bu hayat kavgasının içerisinde yüzünden hiç eksik olmayan, kendine has gülümsemesidir. Erkin en korktuğu şey budur : en büyük işkenceler karşısında direnen insanın yüzünden eksik olmayan o alaysı tebessüm. Bir anlamda direncin simgesidir o tebessüm.
Ayhan Çıkın, o sözünü ettiğimiz tebessümü bir gülümseme tepesine dönüştürür bir şiirinde:
“… her gece kuşlar şarkılarını/ yıldızların ışıktan telleriyle söylerler/ çiçeklerse gündüzleri/ güneşin rengarenk şarkılarıdır/ gülümsedi çamoluklu çocuk/ hepsini kucaklayarak/ dedi : ‘gülümseme tepesi olduk/’” (sf. 10).
Masalsı bir söylemle oluşturduğu bu şiirini 1979 Mayıs’ında Paris’te kaleme almış Çıkın. Hasretin yüreğinde söylettiği dokunaklı bir ezginin tınıları gibi duruyor kitabının sayfalarında.
Karamsarlığa pirim vermiyor hiç. Şairin dediği gibi, acıyı bal eyleyenlerden O. Gökyüzü ne kadar kara bulutlarla kaplı olsa da, arkasından  mutlaka güneşin doğacağına ve mutlu günlerin geleceğine inananlardan. Bu inançla örmüş şiirlerinin ipek kozalarını. En çıkmaz sokaklarda bile mutlaka bir çıkış noktası bulanlardan.
Bütün bu karmaşa dönencesinde, yüreğinin kavga ateşi içersinde yanan bölümüyle zaman zaman  tatlı bir çatışkıya (antinomi) girmekte şair. Sevdayı/aşkı asla ötelemiyor. Ve şöyle sesleniyor:
“belki gökyüzü kararır bir  gün/ gözlerimizdeki bu mutlu ışık söner/ hep sevdanın saatinde gelirim sana/” (sf. 11).
Yaşamımızda ne çok benzetmeler var; ne çok ‘gibi’ler. Kitaba adını veren “Ortak Kalpler Türküsü” şiirinde Hilmi Yavuz’dan aldığı bir alıntıyla başlamış, cem Canbay’a ithafen : “güya ki yaprağın biri / düşmüşte, ağaç / kökünden sarsılmış gibi/”
Cem Canbay, Ayhan Çıkın’a kalbini bağışlayan insan. Yani şairin ikinci kalbi. Ona yaşam borcu var. O nedenle bu uzun şiirin ilk bölümlerinden itibaren nasıl teşekkür edeceğinin kaygısı içersinde. Minnet duygusuyla şöyle sesleniyor Çıkın:
“coşkun bir kahkahayla aşacaksın yeryüzünü/ çiçeklerde dolaşan binbir  renktir gözlerin/ akşamdır, inmiştir gün ışığı pencerene/ çocukluğunun koşuşturduğu bir avludur yüreğin/ dilsiz, ama gülmesini bilen bir çocuk/ leylaklarda uçuşan kelebekler kadar/ suskun ve sessizdir yüreğin/ delikanlım/ nasıl yazsam şiirini senin/” (sf. 12).
Şiirlerinin adlarını bir türkü tadıyla kurgulamış şair. İşte birkaç örnek:
-          Ortak Kalpler Türküsü -          Işığı Beyinlerinde Taşıyanların Türküsü -          Işık Saçlı Kadınların Türküsü -          Ayışığı Kadının Türküsü -          Ayışığı Kızların Türküsü -          Yalnız Yüreğin Türküsü 
Türküleri, Anadolu kültürünün vazgeçilmez bir ürünü, bir örneği olarak aldığımızda, bir anlamda da Anadolu insanının doğal bir aynası olarak gördüğümüzde, nasıl bir ışıkla yüreklerimizi taçlandırdığını anlamak zor olmasa gerek. Ayhan Çıkın da şiirlerine türkü tadı serpiştirdiğinden olacak ki, buram buram toprak, ben, sen ve biz kokuyor. Biraz daha ‘biz’, biraz daha ‘insan’ kalalım diye.
Birçok şiirine önemli şairlerimizden yaptığı alıntılarla başlamış Ayhan Çıkın. Bir anlamda vefa örneği göstermiş. İşte bir Necati Cumalı, M. Niyazi Akıncıoğlu, Kemal Özer, Hilmi Yavuz bunlardan bazıları.
Yazımızın başında da değindiğim gibi, Ayhan Çıkın’ın 2000 yılında geçirdiği Kalp Nakli ameliyatından sonra yaşamla şakalaşmasının sonucu ortaya koyduğu “minnet”e dayalı şiirlerdir bu.
Işık Saçlı Kadınların Türküsü”  başlıklı şiirine E.Ü.Tıp Fakültesi Kardiyoloji ve Kalp-Damar Cerrahisi Anabilim Dalı hemşireleri için kaleme almış:
“…Bir avuç sevgi toplasam seslerinizden/ Kalp ağrılarım dağılır gider bakışlarınızda/ Bir demet buğday olsam avuçlarınızda/ Buğday tenli başak saçlı kadınlarımız/ Avuçları umar taşıyan bacılarımız/ Nasıl bestelesem şarkılarınızı sizin ?/” (Sf. 17).
Bu türkülü şiirlerin bir ortak yanı da, her bölümünün son dizesinin “nasıl?” sorusuyla oluşan anlatamama kaygısının getirdiği  bir iç çözülme söz konusu. Farklı pencereden baktığımızda bunu bir pekiştirici özellik olarak da algılayabiliriz.  Örneğin “Nasıl söylesem türkülerinizi sizin?”,Nasıl bestelesem şarkılarınızı sizin ?” vb. gibi, biraz da mütevazilik çerçevesi içerisinde değerlendirilen minnet dizeleri bunlar.
“Haydaroluk”, “Köprü”, “Mevsimler”, vb.. gibi kitabın bir bölümüne serpiştirilmiş  pastoral şiirlerde hemen göze çarpıyor. Bir köylü çocuğunun bir zamanlar çobanlık da yapmış bir insanın kent yaşamı içerisindeki  yalnızlığından kurtulup sığınmak istediği çocukluğundan birkaç kare fotoğraf olarak  söz edebiliriz bunlardan.
“O  uçan keklikler, karatavuklar, bıldırcınlar/ O kuş dilini konuşan sincap mıdır dallarda?/ Yapraklarından süzülüp gelen ışıklar/ Çiçeklerin gülümsemesi mi kırlarda?” (Sf. 28).
Ayhan Çıkın, şiire sarıldığı anlar ne kadar mutlu olursa olsun, zaman zaman serzenişlerde de bulunuyor. Ruhsal değişimler yaşıyor adeta. “…Yazılır mı ödünç kalple sevda şiirleri?/ Nerede o eski yürek?../ Yaşanır mı o güzel anlar?” (sf. 35).
Emek tandanslı bir düşüncenin şairi Çıkın. “Ey Emek” başlıklı şiirinde alın terinin ışığıyla besliyor dizelerini. Şöyle bir silkinip yeniden ayağa kalkmanın direncini imliyor.
“Yarattığın sermayenin hükmü sürüyor tahtında/ Kaybolan iklimlerine sığınıyorsun tarihin/ Fırlatıp gökyüzüne zincirlerini esaretin/ Terli bedenin olgun meyvelerini toplayıp/ Yeniden paylaşımın şiirini yazmalısın bahtında./” (Sf. 38).
Yaşadığı kenti de unutmamış şair. Güzelliğiyle, tarihi, kültürel dokusuyla, emek eksenli bir şehir olmasıyla İzmir’i bir bütün içinde değerlendirmiş.
“…Kordon’da kan içiyordu bilisizler/ bütün korkular Konak Meydanı’ndaydı/ Toplanmışlardı İlkkurşun Anıtının altında/ Emperyalist bir askerin öyküsünü dinliyorlardı”(Sf. 46).
İzmir’i  şiirleştiren Çıkın, doyduğu yerlerden çıkıp, bu kez de doğduğu yerleri içselleştiriyor. “Köy” gerçeği/olgusu onun belleğinde her zaman flu bir dağ yamacı gibi sisli ve acılıdır. Acının, sıkıntının, yokluğun beslediği yoksulluktur aslında. Çekilenler, katlanılanlardır. Dert küpüdür. Hiç unutamadığı ve tazeliğini koruyarak bugünlere taşıdığı göçmen bir kuştur. Hercai bir akşamda çıkagelir usuna. Mavi bir yağmur bulutu  başlar yüreğinden akmağa. Sus pus olur gözleri.
“…bu yaşam/ bu köycül yaşam/ bu serüven/ sırtımızda bunca yıl/ biz bizeyiz/ geleceğimiz uzaklarda değil/ avuçlarımızda/” (Sf. 60).
Avuçlarından kalkan güvercinler, çığlık çığlığa kanat çırpar yepyeni güzelliklere. Mağaralara sığınır çığlıkların sessizliği. Anlamını çözmeğe çalışır hattat, hiç görmediği, bilmediği dilin resimsel zenginliğini. Hüzünlerini mağara duvarlarına nakış nakış işleyen asık suratlı insanların talihsizliklerine hayıflanır. Ve der ki:
“kulaklarımızdaydı yüzyılların korkunç çığlıkları/ mağaralara gömülüyor umutlar gece yarılarında/ sabahlardaydı karanlıklar yıllar boyu/ beyaz değildi çizgiler alın yazılarımızda” (Sf. 61).
Daha gün doğmadan merhabalaşır. Ege denilince hemen akla geliveren tütün de, o an filizleniverir dizelerinin arasından Ayhan Çıkın şiirlerinin. Zifti bir tada dönüşür damağımızda. Açılır rengi yüreğimizin her tütün kırımında. Tütün ekspresinin iki dudağı arasında buruşur yüzlerimiz. Gelecek yılın sancısı başlar sonra…
“…yapış yapış tütün akmaları ellerimde/ hastalıklarımda kinin diye yutacağım/ bir hasır...toprakta biraz kestireceğim/ biraz yıldızlarda yaşayacağım/ gerçeklerden uzaklaşarak” (Sf. 65).
“Tükeniş” şiirinde yerel ağzı/şiveyi kullanmış Çıkın. Farklı bir çeşni yaratmış bu, şiir kitabında.
“…duyuramıyok oğul/ duyuramıyok sesimizi hökümata/ diyordu ihtiyar bir adam” (Sf. 74).
“Çocukluk Arkadaşı” adlı şiiri, öykü şiir ya da düzyazı şiir diyebileceğimiz bir tarzda yazılmış. Sözünü ettiğimiz bütün bu şiir çeşnisini bir arayış, bir dokunuş olarak algılamalıyız. Bu denemeler neticesinde kendi poetikasını oluşturacaktır Ayhan Çıkın.
Kitabın son şiiri “Sarı Nergis” kısa bir beşlikten oluşuyor.
“bahçede eylül hüznüdür bakışları/ ilk yağmurlarda açar gözlerini yaşama/ gelecek hoyrat günleri çağrıştırır rengi/ nasıl anlatsam yeni yüreğimi gözlerini / eski kalbimle kaybolup gidenleri” (sf. 82).
Özcesi;
Ayhan Çıkın, eski kalbiyle yeni kalbi arasında kurduğu dostluğun ürünleri noktasında bu şiirlerini oluşturmuş, ağırlıklı olarak. Onun bu kitabında çatışmalarla çakışmaları bir arada yaşayacaksınız. Her şeyden önemlisi de kendinizi bulacaksınız Ayhan Çıkın şiirlerinin satır aralarında. Size önerim şu : Bu kitabı alın okuyun; bana hak vereceksiniz. (Ortak Kalpler Türküsü, Nisan 2005, Papirüs Yayınları).

Atila Er, “Ortak Kalpler Türküsü”,  Çalı  Kültür Sanat Dergisi, Sayı: 84, Temmuz – Ağustos 2006, Konya, s.15-17.

KAZANILAN YAŞAM

- Sevgili köylüm Ayhan ÇIKIN için-

Bir gün duyuldu
Hocaların hocası Ayhan hasta
Herkesin yüreğine düştü çok büyük tasa
Bulutlar ağladı çatlak topraklar üzerinde
Büktü boyunlarını, açmadı goncalar
Ağladı öğrencilerin, arkadaşların hocalar
Ötmez oldu nif dağları bülbülleri
Hışırdamaz oldu cazkırlar’ın çamları
Konmaz oldu ahlatlara üveyikler
Büyük bir hüzünle doldu tüm yürekler
Esmez oldu imbat
Uçmaz oldu denizlerde martılar
Tanrıya açıldı tüm eller, edildi dualar
Suat hoca’yı odana almadı doktorlar
Yaşam mücadelesinden zaferle çıktın
Kaptırmadın postu
Sevindirdin böylece binlerce dostu
Artık açar oldu goncalar
Uçuşur esen imbat rüzgarlarında martılar
Gitti gelmesin bir daha o kötü anlar
İnsanlığa bıraktığın eserlerinle ölümsüzleştin
Bil ki yoktur bu dünyada eşin
Tanrının gökten indirdiği bir meleksin
Kim ne derse desin
Sayın profesörümüz sen çok yücesin
Senin adın profesör Ayhan
Bil ki sana herkes hayran
Söylüyorum herkese ayan beyan
Dayanmaz enişteme artık hiçbir bayan
Bundan sonra
Sağlık, mutluluk gölgen olsun
Sevgili profesörümüz Ayhan
Bornova, 03 Aralık 2000
Suat Karaova
(Emekli Matematik Öğretmeni)

28 Nisan 2012 Cumartesi

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU

Mehtap Birgili
Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların,bilgelerin,peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.

Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor.

Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, ama sözde daha ilkel toplumların çoktan farkettiği, bildiği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı.

Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU.Bu köprünün henüz ne yaptığı bilinmiyor.Muhtemelen BİLGİ taşıyor.Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek.Ya bizim kalbe kayıt ettiğimiz,yada doğuştan gelen..

Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik alan ürettiği saptandı.

O kadar güçlü manyetik bir alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.

Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu.

Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.

Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.

Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.

Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.

Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ile ‘Institute of Heart Math’.

Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.

Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.

Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya da sistem kurmuşlar. Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.

0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.

Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.

Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.

Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.


Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.

Aletin adı da EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.

Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.

Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.

Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben ne düşünüyorum, hissediyorum da kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.

Ve hemen zorla da olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.

Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.

Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.

Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak da, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.

Bu sitede stresi azaltmak, kalp boyutunda yaşamayı öğretmek için başka teknikler de var.

Kısacası artık analitik zihinlerimizden uzaklaşıp daha çok kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.


Bilim de bunu söylüyor
29 Mart 2012 17:54

İKİ KİŞİLİK YAŞAM

İKİ KİŞİLİK YAŞAM
Ölümünün yedinci yılında
Rahmet diliyorum Cem Canbay’a
            - sensiz değil seninle yaşıyorum-


14 eylül 2000
varoşların birinde İzmir’in
sabah çayını içmek için Cem
kaykıldı iskemlesine bir kahvenin
terör cehennemindeki askerlikten
sağsalim dönüşünü
kutluyordu ailesi Cem’in


görünce üç beş arkadaşı
onlar da girdi kahveden içeri
daha birkaç söz etmeden
eski bir sevda bahanesiyle
vuruverdi yol ortasında Cem’i
içlerinden biri
………….

15 eylülü 16’sını bağlayan gecede
yaklaşırken gizli dünyanın kapısına
yaşamaya sevdalı biriyle karşılaştı Cem


önce şaşkınlıkla birbirileriyle bakıştılar
“ahhh!...” dedi Ayhan…
“nasıl kıyılır böyle can…”
bulutlardan merdivenlerle çıktılar
göğün en yüksek yerine
sundu yüreğini Cem Ayhan’a
o gizli dünyanın kapısından girerken
“yok benim için dönüş, gitti beynimin canı
bundan böyle sen yaşat aşkımı, heyecanımı”
……
altı yıl geçti aradan
 iki kişilik yaşıyorum
iki dünya arasındayım
 yaşadığıma şaşıyorum.

            T. Ayhan ÇIKIN
                   İzmir,16 Eylül 2006

11 Nisan 2012 Çarşamba

YALNIZ YÜREĞİN TÜRKÜSÜ

Çılgın handikaplarında yaşamın
Yalnızlık yüreğinde kor gibi
Kuşlar bile konmuyor dallarına ağacın
Aşk kasesine doldursan da yaşam gücünü
Sayfaların sarardığı asırlık kitaplıklarda
Okunmamış mektup gibi duruyor yalnızlık
Seni sensizlikte yaşamak
Zor gibi.


Hangi ülkelerden uçup geliyor göçmen kuşları ?
Hangi diyarlara gidiyorlar bilinmedik ?
Ulaşılmadık dağların çıkılmadık doruklarında
Bir kartal yuvasında sevdanı saklamak
Zor gibi.


Hangi düşler böler uykularını ?
Çığlık çığlığa uyanırsın gece yarılarında
Bir gençlikten, bir yaşlılıktan mı yana ?
Kalbinin esrik coğrafyasında
Gençliğinden kalanları anımsamak
Zor gibi.


Hangi baharlarda, hangi ormanlarda ?
Rüzgarlar mı yağıyor, fırtınalar mı esiyor?
Kış ortasında tomurcuklanan ağaçlarda
Kaybolmuşsun geçmişin girdaplarında
Gayya kuyusundan yeni sevdalar çıkarmak
Zor gibi.


Dolaşsan da yaşamın kuytu kıyılarında
Yuvarlanıp gidivermek an meselesi
Gelip geçse de gözlerinden geçmişin anları
Dönüp dolaşır, düşersin usuma
Bilinmezlikler içinde dostluklar yaşamak
Zor gibi.


Geldi mi yine Eylül günleri ?
Sarı nergisler açar bahçemin ücra köşelerinde
Terkedilmişliğin bilinmez sularında
Eski kalbinden kalanları
Yeni kalbinde yaşatmak
Zor gibi.


Yalnızlık, geleceğin buzul kayalıkları
Ayaklarının altından kayıp gidiyor mu zaman ?
Aşk kadehine doldurup bakışlarını
"Zaman Çiçeği"ni açtırmak 
Zor gibi..

T. Ayhan ÇIKIN

27 Mart 2012 Salı

ÇIKMAZ SOKAK

 belki gökyüzü kararır bir gün
 gözlerimdeki bu mutlu ışık söner
 hep sevdanın saatinde gelirim sana
 yoksun yine bu evren çıkmazında
 ölüm döşeğime yazar her gece kimliğini
 kararır içimdeki bütün maviler
 acı türkülerdir delip geçen yüreğimi
 seninle başladığım bu yolculukta
 yaşam yeniden yazılır bir kır çiçeğinde
 tanrıda kalmış aşkımın bir parçası
 ölüm her gece nöbettedir kapımda
 güz yağmurlarının doğaya su verdiği günde
 yüreğim parça parça cerrahın avuçlarında

                                                         T.Ayhan ÇIKIN